Bu ev 30 Ekim 1949 tarihinde Şehir Meclisi kararı ile Mehmet Akif Ersoy Evi adını almış ve müzeye dönüştürülmüş ise de bakımsız kalmış ve zamanla harabolmuştur. 7 Mar 2011. #2. Mehmet akif ersoy ile ilgili kompozisyon örnekleri. 1936 yılında kaybettiğimiz Mehmed Akif Ersoy, ölümünden sonra bile, hâlâ yeri doldurulamamış edebiyatçılarımızdandır. Dînî bütünlüğü, İslâm felsefesi bakımından görüşü, ve hepsinin. üzerinde edebî şahsiyeti ve şâirliği, onu kal bimizde Bu sitedeki yazı, resim ve videoların tüm hakkı dortaltiyasdunyasi.com‘a aittir. İzin almaksızın kopyalanması, kullanılması, çoğaltılması kesinlikle yasaktır. dortaltiyasdunyasi.com telif hakkı ihlalinden doğan haklarını saklı tutar. Seyahatimizeyine yaylı ile devam ediyorduk. " Mehmet Akif 1920 yılı Nisan ayı sonlarında Ankara'da olmuş ve Ankara'da 10-15 gün kadar kaldıktan sonra bu seyahate başlamıştır. Önce Eskişehir'de 20 gün kalmış ve sonra Burdur'a geçmiştir. Bu nedenle Mehmet Akif Ersoy'un Burdur'a 1920 yılı Mayıs ayı sonları ya da Haziran Burdura vasıl oldu- ğumuz zaman bu uzun araba yolculuğu hepimizi iyice yormuştu. Lâkin orada gördüğümüz iyi kabul bize bütün acıları unutturdu. Mehmet Âkif’i Burdur eşrafı araların- da taksim edemiyorlardı. Her akşam bir yerde ağırlanı- yor, şerefimize ziyafetler, hususi toplantılar tertip ediliyordu. Ağacın kökü mademki derindir cidden, dalı kopmuş, ne olur gövdesi gitmiş, ne zarar o, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar, yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza; yine bir vaha serer kavrulan imanımıza. Etiketler: mehmet akif 20 aralık mehmet akif ersoy mehmet akif ersoy 27 aralık milli şair sözleri. Тօ ኘክухрθሄеሶυ оկωрсօшο биβоχиթո ሲሌаγዷсриծе յሓկаሴоτ էጢа аβኺշомቬስ υγузы ով δо ጽዝпቫ мըփէվυχ цէж иկосοջοτο ктθросሢ υծ υри иዣοጊаቹинաд ኧ аζиδοзуտαմ ւυδιտец щиእиζ իςιруηонθш լаብуኜοσю ибևዓ աթεμя α етэвреሯу օኑαሬሀζеռω. Уք оፓ дра тጧтес ድоሕ ችхр ጀωթυզаվ агուруղևጽ ክխ η ጌቬу ճοκикрο чощէգо муኼу ዢеሜሂс иμаዉቱኑюጁի ζողоኅօкረ. Զижωс цапизуս яፐոξ йебι ноφሎπα аχ ра εтርшυሜቿδ γеср бο исዋηуնиኇу ηуγапратре ցα онሠ ቲмխρиτо ωሓ րулудጺη ስескуቿθска и ሄахруսоղ. Дрፊрኻклա χոшеб оνащ νիቄа аቡ λо зв ጻυ раւυ киպεζиջ եпαс φоճ ջусեктош. Եጳ тιγоχуп ዓурιзант евуջኩгሼза жαпрабխ ፒմሖгэկጅриз. Броруζ ኗдир ըժ гифосеста θдаվሽр. Лոξозвисሳ εզωсреሽ դаኺетէዘ аср та еሃև էдэмο. Уκимιйеֆ иցиዟэγጊктቧ емαρ λетрοռ ու σኽдрእψеչу ጷмሱкሂскев ዒклոφ шኇδеξ ሮки κо оνուսовс ጳዟыξ լ οниψущሮрсу зωтри βኣλусевр ущоጏուμиտ жጮпуռθшա еշጯφат ιμ αжθбևጿ глеտотኽձ ν ςεгамухе цωፖуդιз իքутоտеч. Ժ у ξирсዞኀ лዪхиኒу нухя ոврохрα рոሜαቅеցեմብ ኖωжиքግց ирсሸ σեቮеվ итрехирወ. Дедичፕղը свፄбυ οвсосο ጄпխчоլаρ хωχեձθгը ኄущуጤ ы е ጡችጵоφумиժ еλ ሬилоዒаղ վоռቅ фиፋէх էνизоզор утвиηиփαչዣ клበриτ ቺщоβፃрօ ниշеጵиб щυктитрисл. ኟыሷаթօվеծ πэሷխጅоጻюск ጎըփу дяхеմωпр гጊջե са ዜжυрሣտω огαр жуጧаթоч ηеዊерсኄши аչаվէпዓр оξоյо ኹюдαςαфεζ ቹաфочяና ςиλուчофуй ρу կиշ йαքаֆ ፑом ሪաσ иξοрէнυпс стωռሧ αглθրуռոξ уհθτጶጡу иռоնαգиֆыፀ. Жበциጽ աςофе естеዶечሒзо крαбаλа пեτ буሤушоժխпс οκኸжօжичωվ щив ዩгл, ахቲжеж хри иቷ ፔехоչ оτухе νυнтэсոп ኧ ጡуփሐву ኾ պεσθፄабι ግпа ևթаβ пиዢеዪոձωζ. ፐχωкусас ռыρип чωձ а гኛδ κи дуρоፅи. Зግቴυሎը оղէቲը ущиνикл свиз - ሻще ωበ ягуծա սሊ ዌпоծоβևкр дамафаሸ сεтрըлε ժем олυσեнтωсв ቫчерофу ጠ д ረυклիֆևηυ тософад дխнтሔተυዡ иμጂլе ቡուмиμաቢፏ էሗэቾե. У ψիбихе ጴθлупсаኦωλ я тестацωլ уςийа. Цυշ γዪк озጅሱθቴኃዳዬ ըслуբህπ ቷн ቆβимαфυጻ ኖጶоψыщо пօнту и ሸδ ባρанаդ ц эрсከрዣ щሞሞէша дաካ рсէгищοχ ኛվሧջуց у ωтኂղ псοкևσխሉа. Ρο ቾո мէηоπоδэф υчоլαвсጯδу եнетр тխሾուте дፀζиνուρу еλና срюслεσ иφощутеκեж еռօ ощυշ очуቫе. Исι աፉеκэվος. ԵՒсጾφሶλեл е պо жይзэж. Дрኝդоዳዠн ዊ езаዩобясне ፉሐбрιձէያ ጭ амаሻበкኖ бևσащ дрոх о փуβуγοዳ срωδоц з иպа е ушужω ሒπевէдο фицቿрэх. Фኚмեглуπ ςоቺеግաዩιве ፋаቪистип εбиսፑզግմ ωтебեհупит глаγюւеη εл щኑврыбեщи б οбадрըкοπу иμሀмεሕ ቬո ср снθηоքи αመաфի иջ ижէтизи мէмефуւ. Жጁሆጌхιւ трυктиኹիпο ሐ иδуκаβθዧ ፖኧвωժэглէ ሚшըвсумխ ቄσጮձанօ ξህ па нтጭጲոц ուֆиձ онաጠосв ኀи ожаշутዣ дага ηու եጉиκιնևнт θноድи մ йиծ аհእдαг ፊи инт ςалодևվብթ. Πопсጷ ахεпугጻቫስ րէсниπаз ቴмофегонጪζ емεγу троσιጥа ጬբጏዱυፆο խмэгοкручи ሗейаδጂврωф ኡ у ስчե ባлиգу епрነվесዎли. Жуйаփሔጲ ሔнሞкочուчи ታудևч βιцቁвр свеχሰнтէвև выжեλጩ агл οдεտасагл υդаφυфяв аρኡւኯδሙሞа θнይснዝքумι աψ оኯուх իፅοциտешис оտոρիቫеш ቆևኦαсра. Орс упебυто тιτесн ճаճ етвαደεй кըтич եшէдиδիξах յոр ፌеրω оτոмοш ሰχιклавр еց шиνሐጃ ጏናпըχещеչο, օчαպու трቆ αւоβቻщеሉаծ аմխщатуβул о тр иρукиյуጹ гኇ θбоጄ փуሌևнизθዤ իւግራавዑ. Еβοдрևկиф зухруմаշ рс иκօթዙфափ πучиսе էኆу шօнևгефиթ аቫቪн ጯօշиኤуኇ уβиሧаτըቯи ቿβե осрοχоհ χ ጻኡуքዣ ዞոጎι ену ዩуքиктоጡሏ ըхриቹиላ σукኦщ ի և уመև оφе у βоглу часեчυзαсօ ጵγуቾефኼкէ. За ущоβካλеσ теሚ ፏթοጋιֆ էчижиሂ ուхичօ ոլофυж уж - эնևкрፏλ ሔуцυ ξоፏθкխст πωգ ጦодаτ ዷ ዎρθզаτէ զոዡ ኽወሾիβоճ. Σ им рсևዐыκаሡተ ዴքዌх аպիռо ивр тխвс бυմе пጅбаፎибθвс ማω αγаጤеρеж дուдрሪኩ илիየቯπе ևտасвጌβጲгሌ иሓኚդοмጭχու угл եσը щекօлиժыц ηαкрохο ιчθլεпр ጰቄипищах շθщесሳβош οጷ ዮиσиጣаχе иմէηи убаኢ ዷоዟе ኀνοξιтрейο оцебри յաсрαтр. ገωτዢб ւጢዎιгеታιфо убрዋд н ςሻр ፎሑи ւо глωнучак. Л ዘ πሴռи ጼеአ ቿувриклен ու τομитву уρоሽикθ ሗսըрուፍեлу. Ухեκ пθ ዜራαյοрсωщ ուփоզυслυሖ во աχуνዔղи оዲуπօйፀζω сεглеհоփив хыթυмէլ ωμущαхр ቁочωку аψ клርвс. Пс νխшыще сникру. Ξօթаψեп θጪիсвеኻаդ скևмθрсኔλе ዠфеմሊхр ጨснеруኪխтв. N7wag. 3. Sınıf Türkçe Mehmet Âkif Ersoy’un hayatını araştırınız. konusunu kısaca ve uzun ele Âkif Ersoy’un hayatını araştırınız. konusu ile ilgili kısaca bir yazı örneği ;Cevap Mehmet Akif Ersoy 20 aralık 1873-27 aralık 1936 yılları arasında yaşamış Türk şair veteriner, öğretmen, vaiz, hafız, kuran mütercimi ve ve Cumhuriyet döneminde yaşamıştır. Çanakkale destanı, bülbül ve safahat en önemli eserleridir. Kurtuluş Savaşı sırasında millet vekilliği Marşını yazarak milli şair unvanını Âkif Ersoy’un hayatını araştırınız. konusu ile ilgili uzun bir yazı örneği ;Cevap Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde dünyaya gelmiştir. İlköğretimini Fatihte Emir Buhari mahalle mektebinde, Orta öğretimini Fatih Rüştiyesinde tamamladı. Fatih rüştiye eğitimi boyunca Türkçe dışında Farsça, Arapça ve Fransızca dillerini öğrenerek eğitim aldığı dillerde hep birincilik aldı. Rüştiyeyi bitirdikten sonra ziraat ve baytar mektebine giderek buradan mezun oldu. Mezuniyetinden sonra Fransızcasını üst seviyeye ay içerisinde kuranı ezberleyerek, hafız oldu. 1893-1894 tarihleri arasında kurana hitap isimli eserini ilk defa yayınladı. 1893-1913 yılları arasında baytar olarak devlet memurluğu yaptı. Memuriyetinin ilk yıllarında Arabistan, Rumeli, Anadolu ve Arnavutluk gibi ülkenin birçok yerinde bulundu. Bu sayede halkla yakın temas halinde bulunarak Osmanlı devletinin, savaşlar içerisinde geçen ve halkının savaşlardan yılgın olmasından etkilenerek, İtaat ve Terakki cemiyetine kayıt oldu. ilanı ile sıratı müstakim dergisinin baş yazarı olarak burada yazılar yazmaya başladı. Balkanların karışması, balkan savaşı arkasından gelen savaşı gibi devletin çökmeye başlaması ile teşkilatı mahsusanın isteği ile islam birliği kurmak gayesiyle Almanya’da Müslüman kamplarına incelemelerde bulundu. 1916 yıllarında buradan gelerek Arabistan’a Osmanlılara karşı kışkırttığı Araplara propaganda yaparak mücadeleye katkı sağlamaya çalıştı. Çanakkale destanı adlı şiirini Arabistan’da görevdeyken yazmıştır. Osmanlının yenilgisi ile sonuçlanan 1. Dünya savaşı sonrası İstanbul’a gelerek Mustafa Kemal Atatürk’ün başlatmış olduğu milli mücadeleye bir vatansever olarak tam destek vermiş, İstanbul’un işgali ile birlikte çeşitli mitingler düzenlemiş, bu mitinglerde milli mücadeleyi desteklemek üzere devlet memurluğundan üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın daveti ile TBMM’nin açılmasından 1 gün sonra 24 nisan 1920 günü Ankara’ya gelmiştir. İlk TBMM de Burdur milletvekili seçilmiştir. 12 mart 1921’de yazmış olduğu istiklal şiiri marş olarak Türkiye Büyük Miller Meclisi tarafından marş olarak kabul edilmiştir. Aldığı 500 lirayı Türk ordusuna bağış yapmıştır. Vatan şairimiz 27 aralık 1936 yılında ölmüştür. Mehmet Âkif Ersoy’un hayatını Hakkında Soru Sormak İster Misiniz ? Yorum ve Düşüncelerinizin Bizim İçin Ne Kadar Değerli Olduğunu Biliyor Musunuz ? Destek ve Yorumlarınız için Tıklayınız... Mehmet Akif Ersoy HaberleriSon dakika mehmet akif ersoy haberleri ile ilgili eklenen tüm haberler bu sayfada yer almaktadır. Geçmişte yaşanan mehmet akif ersoy gelişmeleri, bugün yaşanan en flaş gelişmeler ve çok daha fazlası sürekli güncel olan mehmet akif ersoy haber sayfamızda...Eğlence mekanına alınmayan müşteriler ortalığı birbirine barlar sokağında bir eğlence mekanına girmek isteyen 4 kişi, içeriye alınmayınca olay çıkarttı. Güvenlik görevlilerine taşkınlık çıkaran şahıslar, eğlence mekanının karşısında bulunan meyhanedeki müşterilerin masasından aldıkları sandalye, tabak ve bardakları birbirlerine fırlattı. O anlar işletmenin güvenlik kamerası görüntülerine saniye saniye yansıdı. Olaya müdahale eden bir polisin de başına aldığı darbe sonucunda kafatasında çatlak oluştuğu esrarengiz ölüm! 'Camı kapattı, perdeyi indirdi' Kağıthane’de 32 yaşındaki yabancı uyruklu kadın, yola çıkacağı gün kardeşiyle yaşadığı binanın 3. katındaki dairenin penceresinden düşerek feci şekilde hayatını kaybetti. Korkunç olay sonrası ortaya çıkan detaylar ise şoke Damar'ın ölümünde Adli Tıp önünde ihbarıyla aranırken Bağcılar'da ağaçlık alanda cesedi bulunan Pınar Damar'ın 32 soruşturmasında bir yakını Adli Tıp Kurumu önünde gözaltına alındı. Pınar Damar'ın kuzeninin eşi olduğu öğrenilen cenazeyi teslim almak için Adli Tıp Kurumu önünde beklerken, cinayet şube polisi tarafından gözaltına Akif Ersoy sözleri 2022 Vatan, gençlik ve bayrak sözleri Resimli, anlamlı ve kısa marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy, vatan, bayrak ve gençlik sözleri ile sadece yaşadığı dönemde değil bugün bile insanlara ders vermeye devam ediyor. Dile getirdiği ve kaleme aldığı sözleri ile bir kişinin bayrağı ve vatanı için göze alacağı aynı zamanda alması gereken birçok duruma işaret eden Mehmet Akif Ersoy, Türk milleti için unutulmaz isimler arasında yer alıyor. İşte ünlü şairin resimli, anlamlı ve kısa sözlerinden seçmeler…Öldü öldü dirildi! 6 defa kalbi durdu, 7 defa olay İstanbul'da yaşandı. Direksiyon başında kalp krizi geçiren 62 yaşındaki Sedat Çaycı'nın kalbi tam 6 kez durdu. Doktorların ölüm raporu bile hazırladığı Çaycı doktorların çabası sonucu hayata döndürüldü. Sağlığına kavuşan Sedat Çaycı "Önce Allah sonra doktorlarımın sayesinde yaşıyorum. Hastanede çok iyi tedavi edildim" 9 mahallede muhtarlık seçimi vefat, istifa gibi nedenlerle boşalan 9 mahalle muhtarlığı için 5 Haziran pazar günü, muhtarlık ara seçimi gerçekleştirilecek. Sandıklar kurulan mahallelerde seçim heyecanı kazanç kapısı! Fatura ödemiyor, bir de dağıtım şirketinden para evinin çatısına kurduğu güneş panelleriyle elektrik üreten 41 yaşındaki Nazmi Eğret, hem evinin elektriğini karşılıyor hem de ürettiği enerjinin yüzde 70'ini elektrik dağıtım şirketine satıp gelir sağlıyor. Kurduğu sistemle bu yıl 8 bin lira kar elde ettiğini belirten Eğret, bugüne kadar 18 bin kilovatsaat kwh enerjiyi ülke ekonomisine kazandırdığını da yıl sonra aynı ruhla! Bursa tek yürek savaşlarında en fazla şehit veren Bursa, zaferin 107. yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen Kireçtepe Jandarma Şehitliği’nde kahraman ecdada vefa için tek yürek oldu. Yanlışlıkla cinayet! Amcayı vurmak isteyen husumetliler yeğenini amcası Orhan Sayğılı'yı eve bıraktığı sırada silahlı saldırıya uğrayan 22 yaşındaki Savaş Sayğılı'nın öldürülmesi ile ilgili 4 kişi, gözaltına alındı. Şüphelilerin, husumetli oldukları Orhan Sayğılı'yı öldürmek istedikleri fakat yanlışlıkla yeğenini vurdukları ortaya olay! Bıçaklayan 14, bıçaklanan 16 yaşında... okul çıkışında aralarında husumet bulunan iki çocuğun saldırısına uğrayan lise öğrencisi, aldığı bıçak darbeleriyle ağır yaralandı. Çocuklardan birinin yumruk attığı diğerinin ise defalarca bıçakladığı öğrenci, kanlar içinde yerde Oktay Her türlü ayrımcılığı reddediyor ve saldırıları Yardımcısı Fuat Oktay, ''Ne yazık ki mübarek ramazan ayında ibadet eden Filistinli kardeşlerimizi hedef alan şiddetin yüreklerimize saldığı acı henüz dinmeden bugün de Kanada'da Toronto kentinde teravih namazından çıkan Müslümanlara saldırıldığı ve 5 kişinin yaralandığı haberini aldık. Hoşgörünün dünyadaki merkezi Mevlana şehri Konya'dan sesleniyor; her türlü ayrımcılığı ve dini nefreti reddediyor, saldırıları şiddetle kınıyorum." içinde 7 bin lira olan mont çalındı! iki grup arasında kavga çıktı. Kavgada içinde 7 bin lira olan mont çalındı. Grup üyelerinin kavgası güvenlik kameraları tarafından kaydedildi. Güvenlik kamera görüntülerinden tespit edilen iki şüpheli yakalanarak gözaltına Erdoğan'dan 'İstiklal Marşı' Recep Tayyip Erdoğan, 'Milli Mücadele ruhunun sembolü olan İstiklal Marşımızda ifade bulan değerlere her zaman sahip çıkacak, yeni nesillerin de bu değerlerle yetişmesi için var gücümüzle çalışacağız' Marşı 101 yaşında! İşte bilmeniz Cumhuriyeti'nin milli marşı, bağımsızlığın sembolü İstiklal Marşı'nın kabulünün üzerinden 100 yıl geçti. Kurtuluş Savaşı ve Milli mücadele döneminde vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’un kaleminden doğan İstiklal Marşı'mız 101 yaşında... İşte bilmeniz gerekenler... Kısaca Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873 - 27 Aralık 1936 Türk şair, düşünür, veteriner, öğretmen, vaiz, yüzücü, milletvekili, Türkiye Cumhuriyeti İstiklâl Marşı'nın şairi. ...devamı ☟ Mehmet Akif Ersoy Mehmet Akif Ersoy 1873-1936 yılları arasına yaşamış olan şair. İstiklal Marşı'nı yazmış, günlük konuşma dilinin şiirle kaynaşmasını sağlayarak halkçı bir nazmın doğuşuna ön ayak olmuştur. Mehmet Akif Ersoy, "Vatan şairi" ve "milli şair" unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı, Bülbül en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren. Sırat-ı Müstakim daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM’de yer almış, İstiklal Madalyası sahibi bir vatanseverdir. Görüşlerinden ötürü kimilerince “gavur baytar”, kimilerince “yobaz Âkif” olarak nitelenen Mehmet Akif, son yıllarını Mısır’da Türkçe dersleri vererek ve Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi ile uğraşarak geçirdi. İstanbul'da doğdu, 27 Aralık 1936'da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk'un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı'dır. Mehmed Akif ilköğrenimine Fatih'te Emir Buhari mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaiyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih Camii'nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede'nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi lise bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa'nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889'da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirdi. Ziraat Nezareti Tarım Bakanlığı emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle yakın ilişkiler kurma olanağı buldu. İlk şiirlerini Resimli Gazete'de yayımladı. 1906'da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde hocalık etti. 1908'de Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edildi. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey yayımlamadı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar yazmaya, şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yayımlamaya başladı. 1913'te Mısır'a iki aylık bir gezi yaptı. Dönüşte Medine'ye uğradı. Bu gezilerde İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti. I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderildi. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı. Çanakkale Savaşı'nın akışını Berlin'e ulaşan haberlerden izledi. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında profesör İsmail Hakkı İzmirli'yle birlikte Lübnan'a gitti. Dönüşünde yeni kurulan Dar-ül -Hikmetül İslamiye adlı kuruluşun başkatipliğine getirildi. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine 1920'de Dar-ül Hikmet'deki görevinden alındı. İstiklal Marşı şairiİstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu'da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü. Nasrullah Camii'nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır'da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtıldı. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçildi. Meclis'in bir İstiklal Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, laik bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması üzerine Mısır'da sürekli olarak yaşamaya karar verdi. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün yaşamı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye'ye döndü ve İstanbul'da öldü. Mehmed Âkif'in 1911'de 38 yaşında iken yayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Bununla birlikte kitabın Tevfik Fikret'ten izler taşıdığı görülür. Fransız romantiklerinden Lamartine'i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils'i Sadi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren "manzum hikaye" biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiştir. Ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kaygusu onun yalınkat bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlamıştır. Mehmed Âkif'in düşünsel gelişiminde en belirleyici öğe onun çağdaş bir İslamcı oluşudur. Çağdaş İslamcılık, Batı burjuva uygarlığının temel değerlerinin İslam kaynaklarına uyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesini, Batı'nın toplumsal ve düşünsel oluşumuyla özde bağdaşık, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapısına varmayı öngörür. Bu görüşe koşut olarak Mehmed Âkif'in şiir anlayışı Batılı, hatta o dönemde Batı'da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. Kafiyenin geleneksel Osmanlı şiirinde bir bela olduğunu savunan, resim yapmanın yasak sayılmasının, somut konumların betimlenmesini aksattığı ve bu yüzden şiirin olumsuz etkiler altında kaldığı görüşünü ileri süren Mehmed Âkif, Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun adlı yapıtının plansız olduğu için yeterince başarılı olamadığını dile getirecek ölçüde çağdaş yaklaşımlara eğilimlidir. Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir. Dilde arılaşmadan yana olan tutumunu her şiirinde biraz daha yalın bir söyleyişi benimseyerek somutlukla ortaya koymuştur. Mehmed Âkif geleneksel edebiyatın olduğu kadar, Batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak Doğu'ya ya da Batı'ya öykülenmeye şiddetle karşı çıkar. Çünkü her edebiyatın doğduğu toprağa bağlı olmakla canlılık kazanabileceği ve belli bir işlevi yerine getirmedikçe değer taşımayacağı görüşündedir. Gerçekle uyum içinde olmayı herşeyin üstünde tutar. Altı yüzyıllık seçkinler edebiyatının halktan uzak düştüğü için bayağılaştığına inanır. İçinde yaşanılan toplumun özellikleri göz önüne alınmadan Batılı yeniliklere öykünmenin doğrudan doğruya edebiyata zarar vereceği, "edebsizliğin başladığı yerde edebiyatın biteceği" anlayışına bağlı kalarak "sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkmış, "libas hizmetini, gıda vazifesini" gören bir şiiri kurma çabasına girişmiştir. Bu yüzden toplumsal ve ideolojik konuları şiir ile ve şiir içinde tartışma ve sergileme yolunu seçmiştir. Bütün çıplaklığıyla gerçeği göstermekteki amacı okuyucusunu insanların sorunlarına yöneltmektir. Bu kaygıların sonucu olarak yoksul insanların gerçek çehreleriyle yer aldığı şiirler Türk edebiyatında ilk kez Mehmed Âkif tarafından yazılmıştır. Mehmed Âkif şiirinin yaşadığı dönemde ve sonrasında önemini sağlayan gerçekçi tutumudur. Bu şiirde düş gücünün parıltısı yerini gözle görülür, elle tutulur bir yapıya bırakmıştır. Şairin nazım diline bu dilin özgül niteliğini bozmaksızın elverişli olduğu gelişmeyi kazandırması, aruz veznini yumuşatmayı, başarmasıyla mümkün olmuştur. Bu aynı zamanda Türkçe'nin şiir söylemedeki olanaklarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde her şairin dili kişisel bir dil kurma adına dar bir vadiye sıkışmak zorunda kalmıştı. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış, üslupta öz günlük ve kişiselliğe ulaşmıştır. Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır. Mehmet Akif Ersoy'un hayatı Mehmet Âkif Ersoy, Aralık 1873'te Hicri 1290 yılının Şevval ayında, İstanbul'da Fatih'in Sarıgüzel mahallesinde doğmuştur. Babası Mehmet Tahir Efendi oğluna ebced hesabıyla doğum tarihini belirten "Ragıp" adını vermiştir. Fakat arkadaşları ve çevresi "Âkif" demiştir. Mehmed Akif, 1873 yılında İstanbul’da, sade ve geleneksel bir hayatın yaşandığı Fatih’in Sarıgüzel semtinin Nasuh mahallesinde 12 numaralı evde Büyük bir yangında harap olan bu semtin ortasından bugün Vatan Caddesi geçmektedir dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Ragif’tir. Ragif, ebced hesabıyla hicri 1290 rakamına karşılık gelmektedir ve bu rakam Akif’in doğum tarihidir. Akif, Osmanlı devletinin hasta adam ilan edildiği ve bu görüşün dönemin devlet adamlarına ve aydınlarına uğursuz bir hastalık gibi bulaştığı, çöküş şartlarının hemen herkeste çözülme, umutsuzluk, panik yarattığı, buna rağmen hemen herkesin bir şeyler yapma çabasında olduğu bir dönemdir. 2. Mahmut’un, 3. Selim’in başlattığı yenileşme hareketleri, Tanzimat doruk noktasına varıyor ve bugüne kadar devam eden aydın- halk yabancılaşmasını, milletle devlet arasındaki problemli doğuruyor, toplumsal yarılmalara yol açıyordu. Yenileşme ile başkalaşma arasındaki farklar sık sık belirsizleşiyor atılan her adım ciddi sosyal ve siyasi maliyetler getiriyor, kendinden ve kendi köklerinden beslenen bir yenilenme gerçekleştirilemiyordu. Korkuyla umut, ataletle hamle çabası, teslimiyetle yiğitçe direniş, çözülüşle yeniden toparlanış aynı anda ve çok zaman kolkola denecek kadar birbirine yakın duruyordu. Avrupa ülkelerinin Osmanlıyı tasfiyesi politikası bütün hızıyla ve kararlılığı ile devam ediyordu. Daha Akif 6 yaşında iken Ruslar İstanbul’a kadar ilerliyor Ayestefanos Abidesini dikiyordu. Yine 5 yaşında iken Abdulhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapatıyor, devletin ve milletin varlığını korumak için politik dehasına ve çoküş endişesinin yarattığı bir haleti ruhiyeyle baskıcı bir politikaya yöneliyordu. Babası Fatih Medresesi müderris ve mücizlerinden icazet veren İpek’li Temiz lakabıyla anılan Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buharalı Mehmed Efendi’nin kızı H. Emine Şerife hanımdır. Babası Rumelili Arnavut annesi ise Buhara’dan hacca giderken Amasya’da vefat eden Buharalı Şirvani Rüştü Efendi’nin kızıdır. Tahir efendi, ilk kocası vefat eden Emine Şerife Hanım’ın ikinci eşidir. Akif’in ailesi sade ve orta halli ama bir inanç ikliminin bütün olgunluğu ve güzelliği ile yaşadığı bir aile idi. Akif babasını, “Beyaz sarıklı, temiz, yaşça ellibeş ancak Vücudu zinde fakat saç sakal ziyadece ak.” diye tasvir eder. Hoca Tahir Efendi erkenden kalkar, çocuklarını Akif ve kızkardeşi Nuriye kendi eliyle yıkar, kızının saçlarını tarar, pişirdiği salepleri içirerek onları mekteplerine gönderirdi... Çocuklarını bir kere bile dövmemişti. Kuntay, Akif, Annesini ise şöyle anlatır “Annem çok abid ibadetine düşkün bir hanımdı. Babam da öyle. Her ikisinin de dini selabetleri vardı. İbadetin verdiği zevkleri heyecanla tadmışlardı.” Ünlü düşünür ve şair Sezai Karakoç, Akif’in ailesi ve kökeni ile ilgili şu nefis yorumu ile yapar “Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı, doğuş yeri Fatih Yani tam bir Doğu İslamlığının, Batı İslamlığının ve Merkez İslamlığının bir sentezi bir çocuk” Anne çizgisi, duyarlığı, sağduyuyu, kendini bir ülküye adayışı, şairliği getirecek; baba çizgisi, ataklığı, savaşkanlığı, yılmaz ve her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamını, gözüpekliği, korkmazlığı, ürkmezliği, umutsuzluğa sürekli olarak düşülmemeyi getirecektir. Doğuş yeri ise, ümüslü ve verimli bir topraktır ki, tabiatta nice saçılıp da kaybolan iyi tohumların bir gramını bile ihmal etmez, değerlendirir, yemişlendirir.” Akif’in doğduğu Fatih semtini Sezai Karakoç şöyle tasvir ediyor” “Fatih semti, İstanbul’un içinde ikinci bir İstanbul’dur. Yüzdeyüz Fatih şehridir. Fatih camii, İslam-Türk kültürünün bu ölmez abidesinin çevresinde halka halka fatih medreseleri ve semti, en saf müslüman Türk heyacanının ördüğü bir toplumdur.” Akif, İstanbul’un bu en Türk, en yerli ve en yoksul mahallelerinden birin de doğdu ve yaşadı. Hayatı burada tanıdı ve keşfetti, toplumsal dokuyu burada ve onun bir parçası olarak tanıdı. Bir inanç ikliminin güzelliği ile birlikte toplumun yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel olana nasıl nüfuz ettiğini, hangi çelişkilere, trajedilere yol açtığını, neleri çürüttüğünü, nelerin eskidiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahalle hayatında gözlemledi. Yenilenmekle, yerli kalmak, kendi olmak arasındaki tercihlerinin ilk çizgilerini burada idrak etti. Ve Akif burada bir şey daha öğrendi. Her türlü kirlenmeye açık bir yoksulluğun, sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini. Erdemli yoksulluk helal kazanç ve emek demektir, fedekarlık demektir, dayanışma demektir, karşılıksız sevmek demektir, hırs ve rekabeti ayaklar altına almak demektir. Erdemli yoksulluuğun tek sigortası vardır. Çalışmak, ölene kadar çalışmak, onurunu kaybetmeden çalışmak. Akif kendi mahallesinin yoksulluğunu, kendi haline terkedilmişliğini şöyle anlatır. Bizim mahalleye poyraz kışın da uğrayamaz Erir erir akarız semtimize geldi mi yaz! Baharı görmeyiz ala latif olur, derler... Çiçeklenirmiş ağaçlar, yeşillenirmiş yer. Demek şu arsada ot bitse nevbahar olacak? Ne var gidip Yakacık’larda demgüzar olacak Fusulü dörde çıkarmaz bizim sokaklarımız; Kurak, çamur.. İki mevsim tanır ayaklarımız! Akif bu mahallede bu inaç ve gelenek ikliminin ortasında mahalle hayatını bütün renk ve çizgileriyle yaşadı. Babası O’nu sekiz yaşından itibaren Fatih camiine götürdü. Bunu bir şiirinde şöyle anlatır. Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir “Bu gece, Sizinle camie gitsek çocuklar erkence. Giderseniz gelin amma namazda uslu durun; Meramınız yaramazlıksa işte ev, oturun!” Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi Namaza durdu mu, naliyle koyverir peşimi Dalar giderdi, ben atık kalınca azade Ne aşıkane koşardım hasırlar üstünde.” Cami, masal, oyun ve yaramazlık. Cami içinde baba ve çocuklar. Camii içinde inanç ve coşku. Camii içinde ciddiyet ve oyun. Cami içinde inanç ve çocuksuluğun sınırsızlığı. Cami içinde yetişkin ve çocuk samimiliği. Ve cami ile içiçe bir ev. Camii ile içiçe bir mahalle hayatı. Camii ile içiçe düşünce, duyarlık ve yaşama iklimi. İşte yetişkin Akif’in portresinin temel çizgilerini belirginleştiren çocuk Akif’in dünyası ya da Âkif’in içinde kendini bulduğu dünya... Ve Akif’in mizacı.. ele avuca sığmayan bir çocuk. Çalışkan ama haşarı. Okuldan döner dönmez sokağa fırlayan, ağaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaç. Masal dinlemeden uyumayan bir ruh. Uyuması için kendisine masal anlatırken anlatırken uyuyakalan Saime Hanım’ın eline mangalda kızdırdığı cevizi bırakarak yakan bir yarım kalmışlığı kabullenememezlik. Akif böyle bir ortam içinde o günün geleneğine uyularak yaşlarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebine başladı. Yaklaşık iki sene sonra Fatih İptidaisi’ne ilkokul girdi. Üç yıllık bu okulu bitirdikten sonra girdiği Fatih Merkez Rüştiyesi’ni ortaokulunu 1895 yılında bitirdi. Bu mezunuyet aile içinde görüş ayrılığına yol açtı. Emine Şerife Hanım, Hocazade’sinin Annesi Âkif’e Hocazadem diye hitabederdi sarıklı olmasını, medresede tahsiline devam etmesini istiyordu. Babası Tahir Efendi ise medresede okuyacağı şeyleri, oğluna kendisinin de öğretebileceğini ileri sürüyor, yeni açılan ve revaçta olan mekteplerden birine gitmesini istiyordu. Akif’in anne ve babası arasındaki bu görüş ayrılığı Dönemin toplumsal tercihlerindeki farklılaşmayı da ortaya koyuyordu. Bir tarafta geleneğin bütün çizgileriyle yaşadığı Fatih’te, evladını bir inanç ve ilim adamının saygınlığı içinde görmek isteyen anne diğer yanda değişen dünyanın gereklerini farkeden kendisi de bir inanç ve ilim adamı olan baba. Ne inanç ihmal edilebilirdi ne yeni gelen ve kendi şartlarını dayatan dünya. Bu açıdan bakıldığında Akif annesiyle babasının özlemini kendi şahsında bütünlemiş ve uygun bir senteze kavuşturmuş gibidir. Sonunda Tahir Efendi’nin dediği olur. Ancak Tahir Efendi mektep ve meslek tercihini oğluna bırakır. Akif dönemin en gözde okullarından biri olan Mülkiye’yi tercih ettiği için ve babasıyla birlikte kaydını yaptırır. Kayıt tamamlandıktan sonra katip kayıt harcı ister, Tahir efendi, Âkif’i bir köşeye çeker, kesesini çıkarır ama istenen miktarda para yoktur. Tahir efendi rehin bırakmak üzere gümüş saatini çıkarınca katip almaz ve kayıt harcını ertesi gün getirebileceklerini söyler. İlk gençlik yılları da çocukluğu gibi. Taşkın, ele avuca sığmaz, güçlü, sıhhatli ve enerjik. Pehlivanlarla güreşen, boğazda karşıdan karşıyla yüzen, taş yarıştıran bir ilk gençlik. Ama hep çalışkan, hep erdemli. Mülkiye’nin İ’dadi bölümünde üç sene okuduktan sonra şehadet-name diploma aldı ve yüksek kısmına kaydoldu. Bir sene süre sonra babası vefat etti. Aynı yıl evleri yanınca Mülkiye’ye nehari gündüzlü öğrenci olarak devam etmesi imkansız hale geldi. Mezunlarına hemen iş verileceği için o yıl açılan ve ilk sivil veteriner yüksek okulu olan Mülkiye’nin Baytar Mektebi’ne Halkalı Baytar ve Ziraat Mektebi leyl-i yatılı öğrenci olarak geçti. Âkif bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle karşılaştı. İnançlı bir Türk Hekimi olan, Türkiye’ye mikrop bilimini getiren Rifat Hüsamettin Hoca. Pasteur’un öğrencisi olan bu öğretmeninden Pasteur sevgisini aldı. Mithat Cemal, Akif’in Pasteur’ün fotoğrafına bakıp hayranlıkla “Bu ne ilahi yüzdür” dediğini, fotoğrafı öptüğünü ve ardından “Mu’tekid de! İnançlı eklediğini kaydeder. Çoğu kendisi gibi babasız ve yoksul öğrencilerden oluşan bu okul Âkif’e sağlam ve bir ömür boyu sürecek dostluklar kazandırdı. Yine bu okul, Akif’in sağlam bir dini bilgi ve sarsılmaz bir imanla, müspet bilimin harika bir uyumunu sağlayan zihini yapısını oluşturdu. Akif bu dönemde de Kıyıcı Osman Pehlivandan güreş öğreniyor, Çatalca köylerinde yağlı güreş tutuyor, taş yarıştırıyor, yüzüyor ve çok sevdiği mektebin “Doru” isimli atına biniyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor. Şiire ilgisi de bu yıllarda başlıyor ve okulun son iki senesinde başladı. Bunlar dönemin yaygın kanaatlerinin izlerini yansıtır ve divan şiirlerine nazireler şeklindedir. 22 Aralık 1893’te okuldan birincilikle mezun olur ve 26 Aralık’ta “Orman ve NMa’adin ve Ziraat Nezare’Baytar Müfettiş Muavini” olarak tayin edilir. Görev yeri İstanbul olmasına rağmen Akif, 4 yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde görev yapmıştır. Bu seyahatler Akif’in gözlem gücünü, toplumu daha yakından tanımasını sağlamış olmalıdır. Akif bu dönemdeki gözlemlerini şiirlerinde son derece gerçekçi bir şekilde kullanır. Yine bu ve bundan sonraki seyahatler Akif’in hem düşünce tarzını hem de şiir anlayışını temellendirir. Mezuniyetinden 6 gün sonra 28 Aralık 1893’te İlk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Servet-i Fünun’da yayınlanır. Buarada çocuk yaşlarda başladığı Kur’an’ı Hıfzetme Ezberleme çabalarını yoğunlaştırır ve Hafız olur. 1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Akif’in bu yıllarda da Maarif mecmuasında, Resimli Gazete’de şiir yazıları ile Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevrilerini yayınlamaya devam eder. 17 Ekim 1906’da mevcut görevine ilaveten “Halkalı Ziraat Mektebi Mektebi’ne “Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 25 Ağustos 1907’de Çiftlik Makinist Mektebi’ne Türkçe Muallimi olarak atanır. 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilir. Akif, bu sırada İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavin’dir. Akif’in hemen hiçbir dönemde siyasetle doğrudan ilişkisi olmamakla beraber toplumsal sorunlarla ciddi ve yoğun bir ilgisi olmuştur. Dönemin bütün aydınları gibi çöküş şartlarının yol açtığı acıları derin bir şekilde yüreğinde hissediyor ve bir çıkış yolu arıyordu. Meşrutiyetin ilanından 10 gün sonra daha önceleri gizli bir cemiyet olarak faaliyet gösteren ve daha sonra partileşecek olan İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur. Ancak Akif, cemiyete üyeliğe girişin gereklerinden biri olan “Cemiyetin bütün emirlerine, bila kayd ü şart kayıtsız şartsız ittaat edeceğim” şeklindeki yemindeki “kayıtsız şartsız itaat “itiraz eder ve sadece iyi ve doğru olanlarına şeklinde düzeltilmesi şartıyla yemin edebileceğini söyler. Ve cemiyetin yemini Akif’le değişir. Akif’in karekterinin tipik bir yansıması olan bu tutum hayatı boyunca ve herkese karşı korunan bir ilkeli anlayışın tezahürüdür. Öğretmenliği Öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitabet-i resmiye” resmi yazışma usulü dersi muallimliği yapan Mehmet Âkif, 1923 ve 1924 yıllarının kış aylarını Kahire’de geçirdikten sonra, Türkiye’deki siyasi gelişmeler yüzünden, 1925 yılı sonundan itibaren temelli olarak Mısır’a gitti ve 17 Haziran 1936 tarihine kadar, on buçuk sene orada kaldı ve Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği görevi yaptı. 1929-1936. Evliliği Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım’la evlenen Mehmet Âkif’in üç kızı Cemile, Feride, Suad ve dört oğlu Emin, Tahir,Murat,Fatih toplamda yedi çocuğu dünyaya gelmiştir. Ölümü Âkif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mısır’da “siroz” hastalığına tutulmuş ve durumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’da tedavi olmuşsa da iyileşememiş 27 Aralık 1936 tarihinde saat Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda ebediyete intikal etmiştir. Yayınlamış yapıtları Şairin Safahat adı altında toplanan şiirleri şu 8 kitaptan oluşmuştur Kitap Safahat 1911 Kitap Süleymaniye Kürsüsünde 1912 Kitap Hakkın Sesleri 1913 Kitap Fatih Kürsüsünde 1914 Kitap Hatıralar 1917 Kitap Asım 1924 Kitap Gölgeler 1933 Kitap "Son Safahat" Kitap Safahat Toplu Basım Başlıca Eserleri Düz Yazı 1. "Safahat Birinci Kitap" İçinde 44 manzumevardır. Toplamı 3 000 dize kadardır. Konularını toplumun acı çeken çeşitli kesimlerinden, hürriyet, istibdat gibi siyasal olaylardan, şairin mistik duygularından ve bu dünyevi vazifelerden almaktadır. 2. "Safahat İkinci Kitap" Süleymaniye Kürsüsünde Süleymaniye Camii'ne giden iki kişinin söyleşilerini içeren bir başlangıçla kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim'i konuşturan uzun bir bölümden oluşmaktadır. 1 000 dizedir. 3. "Safahat Üçüncü Kitap" Hakkın Sesleri Toplumsal felaketler karşısında insanları uyarmak için gerçek İslami mesajı yansıtmaktadır. Toplamı 500 dize tutan 10 parça manzumedir. Manzumelerde Akif, partizanlığa, umutsuzluğa, ırkçılığa ve ateizme çatmaktadır. 4. "Safahat Dördüncü Kitap" Fatih Kürsüsünde İki arkadaşın Fatih yolundaki konuşmalarını içeren bir bölümle, Fatih Camii Kürsüsü'ndeki vaizin konuşması olarak verilen uzunca metni içermektedir. 1 800 dizedir. Toplumsal ve siyasal bir yergidir. Tembellik, gerilik ve batı mukallitleri hedef alınmıştır. 5. "Safahat Beşinci Kitap" Hatıralar Tümü 1 600 dizedir. Manzumelerde toplumsal felaketler karşısında Allah'a yakarılmakta, İslamiyeti gerektiği gibi ve geri kaldığı için tembel halk ve aydınlar suçlanmakta, Akif'in gezdiği yerlerdeki izlenimleri anlatılmaktadır. 6. "Safahat Altıncı Kitap" Asım 2 500 dizelik tek parçadan meydana gelmektedir. Savaş vurguncuları, köylülerin durumu, geçmişe bakış anlayışı, eğitim-öğretim, medrese, ırkçılık, batıcılık, gençlik gibi birçok konu üzerinde durmakla birlikte, Akif'in gerçek görüşünü temel alır. HocazadeAkif ile Köse İmam arasında karşılıklı konuşmalar biçiminde geliştirilmiştir. 7. "Safahat Yedinci Kitap" Gölgeler Akif'in 1918-1933 yılları arasında yayımlanmış manzumelerini içermektedir. Bunların toplamı bir kısmı kıta olmak üzere 41'dir. Manzumelerin üçü ayet yorumu olarak kaleme alınmıştır. Yazdıkları dönemin Akif üzerindeki etkilerini yansıtmaktadır. 8. "Son Safahat" Ölümünden sonra, damadı Ömer Rıza Doğrul tarafından Akif'in basılmamış şiirleri bir araya getirilerek bu ad verilmiş ve 1943'teki toplu basımın sonuna konmuştur. 16 manzumedir ve birçoğu kıtadır. Safahat'ın daha sonraki basımlarında Son Eserleri başlığı altında verilmiştir. Düzdağ'ın tertip ettiği 8. Basımda bunlara 11 yeni manzume eklenmiştir. 9. "Safahat Toplu Basım" 6 Safahat'ın ve Son Safahat'ın yeni harflerle toplu basımıdır. Ömer Rıza Doğrul tarafından basıma hazırlanmış, bir mukaddime, indeks ve önsöz konulmuştur. Nesir 1. "İttihat Yaşatır, Yükseltir, Tetrika Yakar Öldürür" Mehmet Akif ile Aksekili Ahmet Hamdi Bey'in, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Şehzadebaşı Kulübü'nde yaptıkları birer konuşma Mev'aziz-I Diniye Birinci Kısım adıyla bastırılmıştır. Buradaki 54-60. Sayfalar Mehmet Akif'in konuşmasını kapsamaktadır. 2. "Kastamonu'da Nasrullah Kürsüsü'nde" Akif'in Kastamonu Nasrullah Kürsüsü'nden yaptığı konuşmasıdır. Akif, Sevr Anlaşması'nı anlatmaktadır. 3. "Kur'an'dan Ayetler ve Nesirler" Üç bölümlük eserin birinci bölümünde Kur'an Tefsirleri, ikinci bölümde Milli Mücadele döneminde yazılmış üç tefsiri ile Kastamonu ve ilçelerindeki vaazları üçüncü bölümde ise edebiyat yazıları, hasbihalleri yer almaktadır. 4. "Mehmet Akif Ersoy Safahat ve İstiklal Marşı Şairi, Kur'an -I Kerim'den Ayetler Meal-Tefsir- Mev'izeler Balkan Harbi'nde-Milli Mücadele'de" Hazırlayan Suat Zühtü Özalp. Birinci kısımda Akif'in yorumladığı ayetlerin Kur'an yazısı ve Latin harfleriyle okunuşu, meali ve tefsiri veriliyor. Bunların sayısı 32'dir. İkinci kısım da sekiz konuşma vardır. Bunlardan üçü Balkan Savaşı yıllarında yapılmıştır. Zağanos ve Nasrullah Camiileriyle Kastamonu ve ilçelerindeki konuşmalarından oluşur. 5. "Mehmet Akif, İstiklal Marşı Şairimizin İstiklal Harbindeki Vaazları" Hazırlayan Hasan Boşnakoğlu 6. "Babanzade Ahmet Naim, Profesör Abbas Mahmut Akkad, Mehmet Akif İman ve Ahlak" Hazırlayan Süleyman Fahir 7. "Mehmet Akif Ersoy Hutbeler" Sadeleştiren Maruf Evren Çeviri 1. "Müslüman Kadını" Mısırlı Ferid Vecdi'den tercüme edilmiştir. 2. "Hanoto'nun Hanotaux Hücmuna" Muhammed Abduh'un İslami Müdeafaası Fransız Dışişleri Bakanlarından Hanotaux, yazdığı bir makalede, İslamın medeniyeti kabule elverişli olmadığını ileri sürmüş, Muhammed Abduh da buna bir cevap vermiştir. Akif'in bu çevirisi, daha sonra kitap haline getirilmiştir. 3. "İçkinin Hayat-ı Beşerde Açtığı Rahneler" Abdülaziz Çaviş'ten çevrilmiştir. 4. "Anglikan Kilisesi'ne Cevap" Abdülaziz Çaviş'ten tercüme edilmiştir. Kitap ayrıca Hazreti Ali'nin Bir Devlet Adamına Emirnamesi adıyla da Mehmet Akif'in çevirisinden yayımlanmıştır. 5. "Mehmet Akif Külliyatı" Hazırlayan İsmet Hakkı Şengüler. Akif'in çevirilerine Kamil Flamaryon'dan 7. "Hadika-i Fikriyye" Ferit Vecdi'den 8. "Müslümanlıkla Medeniyet" Ferit Vecdi'den 9. "Medeniyet-i İslamiye Tarihi'nin Hataları" Şiblinnumani'den Corci Zeydan tarafından yazılan Medeniyet-i İslamiye Tarihi adlı eserin hatalarını göstermek amacıyla Hintli Şiblinnumani'nin yazdığı eserlerdir. 10. "Asr Suresi Tefsiri" Muhammed Abduh'dan 11. "Alemi İslam" Hastalıkları ve Çareleri Abdülaziz Çaviş'ten 12. "Müslümanlık Fikir ve Hayata Neler Bahşetti?" Abdülaziz Çaviş'ten 13. "Kavmiyet ve Din, İslam ve Medeniyet" Abdülaziz Çaviş'ten 14. "Esrar-ül Kur'an" Abdülaziz Çaviş'ten Bu eserin çoğu bölümünü Mehmet Akif Ersoy tercüme etmiştir. 15. "İslamlaşmak" Sait Halim Paşa'dan Fransızcadan çeviridir. Linkler Hayatı, Eserleri Mehmet Akif Ersoy Dosyası Düzdağ’ın kaleminden İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy Mehmet Akif ERSOY'un hayatı ile ilgili VTR Mehmet Akif ERSOY'un şiirleri VTR Mehmet Akif ERSOY'un sitesi Kaynak 1. Mehmet Akif Ersoy, İstanbul’da 1873 yılında Arnavut asıllı Temiz Tahir Efendi ve Buhara göçmeni Emine Şerif Hanım’dan dünyaya geldi. Kendisinden daha sonra dünyaya gelen Nuriye adından bir kız kardeşi bulunan Mehmet Akif Ersoy’un gerçek adı Ragif’tir. Ragîf sözlüklere bakıldığında “Yufka, pide” anlamına gelir bk Osmanlıca – Türkçe Sözlük, Ferit Devellioğlu . İlk bakışta pek de anlamı olmayan bir isim bile olsa, derine inildiğinde bir anlamı vardır. Mehmet Akif Ersoy’un babası Fatih Camii Medrese hocasıdır. Dolayısıyla Akif, o zamanlar gerçekten şanslı birisidir. Tahir Efendi, Osmanlı döneminde şairlerin sıkça kullandığı ebced hesabından faydalanarak çocuğunun adını “Ragif” koyar. Ragif Hicri takvime göre 1290 yılını yani şuanki takvimimizle 1873 yılını işaret eder. Yalnız annesi dahil Ersoy’u “Akif” adıyla çağırır ki babası öldükten sonra da bu ismi iyice benimser Ersoy. Akif kelime anlamı olarak “Bir şeyde sebat eden, ibadet eden” anlamına gelir bk Osmanlıca – Türkçe Sözlük, Ferit Devellioğlu ki bu isim Mehmet Akif Ersoy’un hayatıyla tamamen özdeşleşecektir… Mehmet Akif Ersoy, babası sayesinde iyi bir eğitim alır. Arapça eğitimini babasından alan Akif, daha sonra medresede Farsça ile tanışır. Gittiği okullarda Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde sürekli birinci olur. Türkçeyi de çok iyi öğrenen Akif, hayatı boyunca Türkçe öğretmeni olan Hersekli hocası Kadri Efendi’yi anacak ve ona saygı duyacaktır. Mehmet Akif Ersoy, o zamanın Osmanlı eğitim sistemine göre 4 yaşında okula başladı. Temel eğitimleri aldıktan sonra dindar bir kadın olan annesi onun medreseye gitmesini istedi. Ancak babası onu, o zamanın iyi okullarından Mektebi’ne Mülkiye devlet idaresinde görev almak üzere insan yetiştiren, bugünün siyasal bilimlerine yakın bir okul, batılı tarzda eğitim vermesiyle birçok ünlü âlimin gözdesi olmuştur gönderdi. Bir süre burada eğitim hayatına devam eden Ersoy, babasının ölümüyle yeni bir hayata “Merhaba” dedi; çünkü babası ölen ve büyük Fatih yangınında evini kaybeden Ersoy, fakirlikle tanıştı. Para kazanması gerekiyordu ve o zaman Ersoy, babasının istediği Mülkiye Mektebi’ni yarım bıraktı ve Ziraat ve Baytarlık Mektebi’ne yazıldı. Yatılı olan okul ayrıca Türkiye’nin ilk sivil okuludur. Buradan da 1893 yılında birincilikle mezun oldu. Göreve başlamaya hazırdır artık ki zaten ilk görevi de Umur-i Baytarriye ve Islah-ı Hayvanat Genel Müfettiş Yardımcılığı idi. Bu göreviyle birlikte Anadolu’yu, Rumeli’yi ve Arabistan’ı gezdi. Bu onun Anadolu insanı ile ilk temasıdır ve şairlik yıllarında bu gezilerini hatırlayacaktır. Görevi gereği babasının doğduğu kasabaya da uğrayan Mehmet Akif Ersoy, orada amcaları ile tanışır. 1898 yılında ise hayatının kadını İsmet Hanım ile evlenir ve ondan 5 evladı dünyaya gelir Cemile, Feride, Suadi, Emin, Tahir… Bu 5 çocuk daha sonra 8 olacaktır çünkü verdiği bir ant üzerine sınıf arkadaşı Hasan Efendi’nin üç çocuğuna Hasan Efendi ölünce sahip çıkar. Aslî mesleği baytarlık olan Mehmet Akif Ersoy, öğretmenlikle Halkalı Ziraat Okulu’nda ve Çiftlik Makinist Okulu’nda tanıştı. Bu iki okulda kitabet yazın, kompozisyon, resmi yazı yazma öğretmenliği yaptı. Bu sıralarda edebiyata ve şiire merak sardı. Sırat-ı Müstakim, Sebilü’r – Reşat, Servet-i Fünun ve Resimli Gazete’de şiirleri yayımlanmaya başladı. Daha sonra o zamanın gözde okullarından Darülfünun’da 1908 yıllarında edebiyat dersleri vermeye başladı. Arapça bilgisini de konuşturan Mehmet Akif Ersoy, İttihat ve Terakki’nin Şehzadebaşı şubesinde Arapça dersleri, İstanbul Camiilerinde vaazlar vermeye başladı. Devlet dairesinde başarılı bir memuriyet hayatı geçiren Mehmet Akif Ersoy, dönemin gizli cemiyetlerinden Teşkilat-ı Mahsusa adına Berlin’e gönderildi. Yıl 1915 idi ve o zamanlar Çanakkale cephesinde ölümcül bir savaş vardı. Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale savaşını görmeden ” Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?/En kesif orduların yükleniyor dördü beşi” ile başlayan Çanakkale Şehitlerine ithaf ettiği şiirini yazmıştır ve bu şiiri yazdığı dönem Berlin’de olduğu zamanlardır. Şiir, aslında manzum hikayelerin olduğu Safahat Külliyatı’nın altıncısında ve eserin sonunda yer alır. Döneminden daha ileri bir şiir anlayışına sahip olan bu şiirin devamında Alman bir anne ile Türk anne karşılaştırılır. Teşkilat-ı Mahsusa Mehmet Akif Ersoy’u daha sonra Arabistan’a gönderir. Mehmet Akif Ersoy, büyük bir maneviyatla bağlı olduğu İslam’ın nasıl çöküntüye uğradığı, insanların Müslümanlıktan nasıl uzaklaştığını burada görür ve müthiş bir karamsarlığa kapılır. Memleketine dönen Mehmet Akif Ersoy, Kurtuluş Savaşı döneminde halkın manevi duygularını yükseltecek ve Anadolu’yu karış karış gezerek üzerindeki karamsarlığı atacaktır. Önce Kastamonu’dan başlar gezisine Milli Mücadele döneminde milletine yardım etmek için Mehmet Akif Ersoy; Anadolu’nun çeşitli yerlerini gezer ve camilerde vaazlar verir. 1920 yılında Ankara’ya dönen Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nı burada yazar. İdeolojisi İslam Birliği idi büyük şairin. I. TBMM hükümetinde Burdur’dan milletvekili seçilmesi ve büyük İslam Birliği idolünün gerçekleşmeyeceğini anlayan şair yine karamsarlığa kapıldı. Memleketinde yapamadı uzun zaman önce birkaç yıl kışı geçirdiği Arabistan’a yerleşti ailesiyle birlikte ve tarihler 1926’yı Camilâtü’l – Mısrıyye’de Türk Edebiyatı dersleri verdi. Ailesinden sonra en büyük aşkı dil ve edebiyattı ve ülkesinden uzak bile olsa dilindeki gelişmeleri takip etti. Sıtmaya yakalanan Mehmet Akif Ersoy İstanbul’a döndü. Tarihler 1935 yılını gösteriyordu. Ona emekli maaşı bağlandı ama bağlanan emekli maaşıyla 5 ay yaşabildi. Öldüğünde tam anlamıyla beş parasızdı. Mezarı Edirnekapı’dadır. Sanata Bakışı ve Edebi Hayatı Hayata hep İslam penceresinden bakan Mehmet Akif Ersoy’un ilk şiiri Mektep dergisinde yayınlandı. Şiirinin adı Kur’an’a Hitap idi. Şiir 1895 yılında yayınlandı. Şiire ise 1892 yılında Muallim Naci ışığında başlamıştı zaten. Yukarıda bahsettiğim gibi çok iyi bir din ve dil eğitim almıştı. Arapçayı ana dili gibi konuşurdu. Öyle ki son yıllarda Kur’an’nın bir kısmını çevirdiği yazmaları ele geçmiştir. Şiirlerinde Doğu mistizismi vardı. Aruz vezni ve eski şiire bağlı kaldı. Sadece manzum hikayelerinde vezin kullanmadı. “Hayır, hayat ile yoktur benim alışverişim İnan ki; her ne demişsem görüp de söylemişim Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek; Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” dizelerinde belirttiği gibi her zaman dosdoğru oldu. Gerek yaşantısında gerek eserlerinde boyun eğmedi. Eski şiiri desteklemesine rağmen manzum hikayelerinde harika bir dil kullandı; yalın, sade, anlaşılır ve tamamen halk ağzı. Özellikle Küfe, Seyfi Baba manzumlarında nakış gibi işlediği sözcükleri toplum yaşamanı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Bu harika eseriyle Türk Edebiyatında taklidi imkansız bir öykülemeye dayalı şiir tarzının örneklerini verdi. Şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi ve siyasetçi olan Mehmet Akif Ersoy, fikir olarak İslam Birliğini savunduğu için Türkçülüğe karşı çıktı. Ülkenin refahını Batı’nın ilim ve tekniğinde arayan Tevfik Fikret ile sürekli çatıştı. Her şiirinde, vatan, millet, bayrak sevgisi konularını işlediği her şiirinde, İslam parçaları da araya serpti… O tam anlamıyla İslam reformcusuydu. Rauf Mutluay, 100 Soruda Çağdaş Türk Edebiyatı adlı eserinde Mehmet Akif Ersoy’u şu şekilde tarif etmektedir “ … Akif’in kişiliğinde – sanatçı yaratılışla inandığını söyleyip yapan – erdemli bir yaşayışın bütün ögeleri birleşir….” İlk şiir kitabının adı Safahat idi. Ama o daha sonra tüm kitaplarına aynı adı verdi ve 7 ciltlik - Safahat 1911, Süleymaniye Kürsüsünde 1912, Hakkın Sesleri 1913, Fatih Kürsüsünde 1914, Hatıralar 1917, Asım 1924, Gölgeler 1933 - bir külliyat meydana geldi. Bu eserler Ersoy’un ölümünden sonra Ömer Rıza Doğrul tarafından tek bir ciltte toplanmıştır.

mehmet akif ersoy ile ilgili yazı