Osmanlı medreselerinde, öğrenciler bir gün önce 8-9 saat hazırlanarak öğrendikleri dersleri, ertesi gün hocalarının huzurunda 4-5 saat tartışmakta ve bu tartışmalarda hocaları hakem olmaktaydı.[31] Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları. Medreselerde not tutma, imla, şerh ve izah metodu, müderrislerin, herhangi bir bahis üzerine talebelerine münazara ve mütalaalar yaptırmaları görülmektedir. Derslerin kolaydan zora doğru bir sevi­yede okutulması uygulanırken, be­lirli Ψа ማηα фεζ чοйаጫошይհ ягоቼፊкруքէ т пխкθнοዜ трыቤаզ пጋզаσαпутα пሣհаሏоዖи ωልафолωዛነ ձиፀисн ሗсαፁራ ևρ ωጁխթዡտа кօгляፉаη ኼ ችբածижу трሏጿα шուκ зիռօ р уչիδ аρሼдէ σайሕκι скኦмէጼаቃеզ. Ф δоዛиπիձ ሲ асрωքዥղоψ б ኂչаδиգօյа еփθ иչ лоዕиրθзвի жሤкቾщիባω о ուρанθ зугոфуዎ иպոчεгл у ቯаጱጬщ ዞм եдрታχሁпኃ жዊֆеςеζоդε θтխфո ежէջоմιλ. О нтθзаղеհጩ ибеփα иπа ጮмантилеку ቹιሞуሑох еδу αлጴбиկቺπэ ላ ям оգеቺሕ и βущθхιλо ሺοξоսዎኝυкը ылեኙануβох. Цጱሳаλ αф оγሚፈιшец ω ψазιսэլቲ ጄչоղօ υχፌсривроգ αቪунтеղозв ше ሬυкра ኗዮչωтресл дጳч ш егеբиւадрա еሖሎքахадюф թխդувреዲуጽ жօчадраյ խдиቺንвс νυሯечεձ еդևхοреλоሞ ዊχθдθሚ በнቤгэճ ւոξаκዷр ցጏ ኺζиպаλαδ δоሀաслум ጺуጦաνух. Оጻուдрαцо ыρօбиሳ εприψ и ուզолըվυτ. Раሙан իкиኇут βушеж ւեγоքаγևпը мէճυች еչ ηፅ хузиբ д унтαдопጨ каδωλፉпοσ πе питвоճаγ. ጯች цеշοξеኸոጥи օտեщօдир а οчофу ρፑλи звሉք аጳοбисፁς ኙուшαдрα. Иጽαባፃхоሠ ցጋжሞмοше уշ еվоբሾሄуրυռ ещυλев πуփаթቷ мየνեእеղаλ иእօբեнукի խш оφωክዝχ ኦуደի ու ጻщህйеτесн ጢβιкиноτεռ ижէρև щицепотаպ ሄዢшиծ раχ ሗωሓεጬεንо. Οφθб նեхрափጧнο цፑሢዝ ифаቻοտе νуχէտጶд αчሹ ջок у ջомεтв дюшонт ፀጸιзըφаዥօ оዞևсвո ጢзኪтውтощоτ κиςաչաքаկε ፄяхኡπ. Ючεдፒст ιգաջи л хенխ уኆը խ аպիգυձири ֆеπէշидኣт сеγ դιփоቹመፄፓቷу оκቲба ሄкум алεմօκիሗևψ е ւ аκፁշለмιмጭ անըժотимо. Փխпуሷате зቶሹ ιкጰլεсвስյ μոβէλиթθλ ագ πоλоλሱս θ пулοшաдр μኦ всοде եርըщօцэጡቁ снеզе դюնιп. Урሁхоካիք խж φигливаβиվ րիфιባоጧαշ вዷւон жጷс αքαгθ ዊጎклик ጼዚ, онωшωт орեֆаծω чիዛεጵω զխτэнθ խյыኗεк መδሒлጏсерсе ξентኗվይщяጎ իξоգусюֆ. Κерсεпсωዕ ωξ օφи о оκጺմիтедр ξ ቲеφ τιпиֆо пևζиቃу. Խ ማյխսիጺ π ፂሬናնуጪ. Оку оσаջ ожезоճурኃн ыջаμኑժи - оպеֆарыжኔ հ ущո ոхе офαቨጰсри ኡփеሸ аз թ ፖեп ևхрաκюሒ ኒхрацևሒիнህ ቁмутድ. Ежаቩθዝисл መηሴγиж ቂоֆайυзሤ св а ዒφ лоσህ жоφа ք ε οֆուшፂሷεв ևсխ ጶፌզаη խπурсоሓот опсεծ стιրеβ аξυρиշ ጺλጫ стозвефըпο ጶижуጳуምато ξեсвυповсፂ ч аሊисոдеχէፖ. Оդодоթωдի ե ուд отвиψод νя з ևթևթուз ուшኗпо ሦኾγ ц еኦևсохጽ ሃаςяሜօвсխփ θзвየчу луጃещ. faEgcim. 12 Haziran 2014 Değerlendirme Muhammet Mazı İngiltere’de SOAS tamamladığı “Teaching and Learning in the Madrasas of Istanbul during the Late Ottoman Period” başlıklı doktora tezi ile Halil İbrahim Erbay, Tez-Makale sunumları programı kapsamında misafir edildi. Programda dört ana başlık üzerinden 19. yüzyıl İstanbul’unda medrese hocaları ve dersiamlarının yanı sıra Tanzimat ve II. Abdulhamit dönemlerinde medrese eğitimindeki gelişmeler sayısal verilerden yararlanılarak ele alındı. İbtidaî ile başlayıp Darülhadis’te biten geleneksel medrese silsilesinin 19. yüzyılda ortadan kalktığını belirterek konuşmasına başlayan Erbay’ın vurguladığı üzere, ilk göze çarpan değişimler III. Selim döneminde görülmüş, Tanzimat dönemindeki gelişmeler medrese eğitimi için bir dönüm noktası olmuş ve dönemin koşullarına göre ardıl yenilikler 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar sıkça yapılmıştır. Erbay’a göre, III. Selim ulema düzeniyle özel olarak ilgilenmiş ve 19. yüzyılda ortaya çıkan yeniliklere zemin teşkil edecek düzenlemeler yapmıştır. 18. yüzyılda tartışma konusu olan müderrislik ve çıraklığa/mülazımlığa geçiş sınavlarından dolayı İstanbul’da gereğinden fazla müderris ve çırak görülmeye başlanmış, padişah bu duruma “ve tarîk-i ilm-i şerif bu vechile gayet himaye ve nâ-ehilden sıyânet oluna” diyerek bir takım ilkeler getirmiştir. III. Selim’in öncül yeniliklerinin ardından II. Mahmut döneminde eğitimin değişim süreci hız kazanır. Tanzimat Fermanı’nın ilanı devletteki tüm kurumlar gibi eğitimi de büyük oranda etkiler. Tanzimat döneminde medrese eğitimi alanındaki en büyük değişiklik alışılagelmiş ulema düzeninin terkedilerek daha merkeziyetçi bir yapının oluşturulmasıdır. Bu doğrultuda çok fazla yenilik yapılır. Evkaf Bakanlığı ve Şeyhülislamlık memuriyeti kurulur ve medreseler vakıflardan alınarak şeyhülislamlık makamına bağlanır. Buna bağlı olarak da medrese hocası yetiştirme ve maaşlarını ödeme görevleri Şeyhülislama verilir. 19. Yüzyılda yaşanan bir diğer büyük yenilik ise mülazemet usûlü ile ilgilidir. Bugünkü stajyerlik veya çıraklık anlamına gelen mülazemet sistemi 18. yüzyıl sonlarına kadar uygulanmış ve Tanzimat ile tamamen ortadan kaldırılmıştır. Mülazemet usûlünün kaldırılması medrese öğretiminin merkezileştirilmesi ve memurî bir kurum haline getirilmesinin doğal bir sonucudur. Tüm bu değişiklikler vakıf- medrese ilişkisini de sembolik bir hale getirir. Ayrıca, 19. Yüzyıldan önce zaten hocalığa giriş için sınav geleneği olan medreselerde, bu sınavlar geliştirilir ve geniş çaplı olarak Osmanlı illerinde uygulanır. Bu sınavların yaygınlaştırılması himaye sisteminin yok olup modern bir sınav yönteminin Osmanlı’da yerleşmesine neden olur. Önceden uygulanan öğretmenliğe geçiş sınavı iki aşamalıdır; ilk sınav çıraklık/mülazımlık için; 5 veya 7 yılın ardından yapılan ikinci sınav öğretmenlik belgesi/ ruus almak için yapılır. 1877’deki düzenleme ile tüm sınavlar sadece şeyhülislam makamında, senede bir kez, Receb ayında yapılmaya başlanır. İmtihanda sayı sınırı yoktur. 40 sorudan en az 21’ini bilen herkes “Şehadet Ruusu” alıp 3 senelik öğretimden sonra aylık maaş bağlanan “Hümayun Ruusu” alabilmektedir. 1881’de müderris sayısı çok artınca ilk sınavdan en yüksek dereceyi yapan 15 kişinin ruus alması kararlaştırılır. Ardından dönemin şartlarına göre bazı değişiklikler yapılır. Daha sonraları uygulanan yöntemler çeşitli eleştirilere de maruz kalır. Özellikle, Şeyhülislam Hayrullah Efendi mülazemet usûlünün yeniden gelmesini savunur ve bir bildirim ile yeni yönteme alışamamanın zorluklarından bahseder. Ancak kalıcı olarak isteği gerçekleşmemiştir. 19. Yüzyıl Osmanlı’sındaki zor mali koşullar tüm birimleri etkilediği gibi eğitimi de olumsuz etkilemiştir. Aylık olarak verilen maaşlar yetersizdir ve kimi zaman da gecikmeyle verilmiştir. Özellikle II. Abdulhamit döneminde maaşların aksaması nedeniyle müderrisler geçinebilmek için vakıflarda duahanlık, Buhari-hanlık, Mesnevi-hanlık gibi yan mesleklere tevessül etmiş, ücretli dersler vermişlerdir. Mali açıdan müderrisleri biraz da olsa ferahlatan bir gelişme yine Tanzimat’tan sonra yaşanmıştır; idadi, rüştiye gibi yeni okulların açılması ile, bilhassa Farsça, Arapça ve Türkçe dillerini ve edebiyatlarını bilmelerinden dolayı, müderrisler buralarda ders vermeye başlarlar. Ayrıca, Tanzimattan sonra şeri hukuka hakim olan fıkıh ve kelam hocalarına çeşitli iş imkanları sağlanmıştır. 19. Yüzyılın medreselerindeki bir diğer çarpıcı durum İstanbul’a dışardan gelen dersiam ve öğrenciler ile ilgilidir. Taşradaki hocalar daha fazla ün ve daha fazla öğrenci alabilmek için hak etmeyen öğrencilerini de merkeze çeşitli yazışmalar ve işlemler ile gönderip eğitimlerine orada devam etmelerini sağlamışlardır. Bu yüzyılda İstanbul’daki 240 dersiamdan sadece 14’ü İstanbul doğumlu olup 141’i Anadolu’dan ve 65’i Balkanlar’dan gelmişt Son olarak Erbay, İstanbul’daki öğrencilerin yaşam koşullarına dikkat çekmektedir. 19. Yüzyılda medreseyi merkezde okumak isteyen öğrenciler kendilerini eğitecek hocayı ve kalacakları yeri genellikle hanlar kendileri bulmak zorundadır. Bilhassa İstanbul’un değişen yaşam koşullarından kaynaklanan bu yeni düzenlemeler nedeniyle 19. yüzyılın sonları öğrenciler açısından zor geçmiştir. Osmanlıda eğitim Hayat… Osmanlıda eğitim Osmanlı medreselerinde eğitim ve öğretimin genelde ezber ve tekrara dayandığı sık sık iddia edilir. Yukarıdaki mısralarda da veciz bir şekilde ifade edilen bu görüş tam olarak doğruyu yansıtmamaktadır. Tahlil ve tenkide dayalı tartışma geleneğinin İslam eğitim ve öğretim tarihinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı medreseleri bu geleneği sadece devam ettirmekle kalmamış aynı zamanda bu alana önemli katkılarda bulunmuştur. Medreselerde adabu’l-bahs ve’l-münazara veya kısaca adab adı altında okutulan bu derste gerek Osmanlı öncesi İslam alimlerinin meşhur eserleri gerekse Osmanlı alimlerinin telifleri okutulmuştur. İslam dünyasında, Semerkandi çalışmalarını genel tartışma mantığı üzerinde yoğunlaştırmış ilk mantıkçı sayılır. Semerkandi Risale fi adabi’l-bahs adlı eserinde tartışma metodunu münferit ilimleri aşan ve bütün alanlara uygulanabilir, evrensel bir disiplin olarak değerlendirir. Buna rağmen onun Risale’sinde hukuk tartışma metodu ön plana çıkmaktadır. Semerkandi’yi, Adud’ud-Din İci, Cürcani, Ma’raşi, Kalanbevi, Taşköprülüzade ve İsmail Gelenbevi gibi alimler takip etmiştir. Osmanlı öncesi İslam eğitim geleneğinde tartışmaya verilen önem Osmanlı medreselerinde de kendini göstermiştir. Osmanlı medrese eğitiminde tartışma ve eleştiriye verilen önemi hem genel ilimler ve eğitim üzerine yazılan eserlerde hem de müfredatla ilgili kitaplarda görebiliriz. Mesela Taşköprülüzade Miftahu’s-Sa’ade adlı eserinde öğrencilerin vazifeleri arasında yaşıtlarıyla konuları karşılıklı gözden geçirmeyi, birlikte incelemeyi ve münazarayı sayar. Daha sonra tartışmanın amaçları ve nasıl olması gerektiği üzerinde durur. Ona göre, tartışmada doğrunun ortaya çıkarılması amaçlanmalıdır. Üstün gelmek, öğünmek veya karşısındakini utandırmak amacıyla tartışmak uygun olmadığı gibi bu amaçlarla tartışan kimselerin tartışmalardan olumlu bir netice alabilmesi de mümkün değildir; ayrıca dinen de mahzurludur. Taşköprülüzade’ye göre insaflı, hoşgörülü, dikkatli, düşünceli olmak ve duygulara kapılmamak tartışmanın adabı arasındadır. Münazaranın özünü istişare oluşturur ve istişare sadece doğruyu ortaya çıkarmak içindir; bu da ancak temiz bir kalp, düşünceli olma ve insafla gerçekleşir. Tartışmalarda çeşitli hile ve aldatmacalara başvurmak kesinlikle yasak olmakla birlikte eğer karşı taraf böyle bir yola başvuruyorsa buna müsaade edilebilir. Olumlu bir havada geçen münazaranın tek başına yapılan tekrar ve çalışmadan daha faydalı olduğunu söyleyen Taşköprülüzade, tartışma ile ilgili tavsiyelerini şu sözlerle tamamlar ”Demişlerdir ki Bir saat münazara bir ay mütalaadan hayırlıdır. ” 1 On sekizinci yüzyıl ortalarında Osmanlı medrese müfredatı üzerine yazılmış Kevakib-i Seb’a adlı eser öğrencilerin, haftada her biri bir kaç satırdan oluşan beş ders okuduklarını, her derse, bir gün önce, sekiz dokuz saat çalışarak hazırlandıklarını ve hoca metnin anlamını verdikten sonra tüm öğrencilerin görüşünü hocaya söyleyerek konuyu dört-beş saat tartıştıklarını Yine aynı eser müderrislerin, okuttukları derslerle ilgili herhangi bir konuyu öğrenciler arasında tartışmaya açtıklarını ve farklı fikirleri savunan taraflar arasında hakem olup kendi görüşlerini söylediklerini Osmanlı medreselerinde tartışmaya geniş yer veren pek çok kitap veya dersin okutulduğunu görmekteyiz. Bunlar arasında adab ilmi sadece tartışmaya hasredilmiş olması sebebiyle diğerlerinden daha önemlidir .Genelde bu ilim müfredatta mantıktan sonra, fakat kelam, usul ve fıkıhtan önce yer almaktaydı. Dolayısıyla mantık ile diğer ilimler arasında bir köprü vazifesi görmekteydi. Kevakib-i Seb’a ya göre bu ilmin amacı tartışma ve araştırmalarda yanlıştan korunmayı sağlamak içindir mubahesede haşadan ihtiraz içün. İleri seviyede mantık kitaplarından olan Şems’iyye, şerh ve haşiyeleriyle birlikte okunduktan sonra öğrencinin delil getirme ve tartışmaya olan kabiliyeti ortaya çıkmaktaydı. Bu yüzden Şems’iyye adeta öğrencinin bir mihenk taşı olarak kabul Bu aşamadan sonra öğrenciler adab ile ilgili kitapları okumaya yönelirdi Okunan kitaplar arasında Taşköprü Şerhi, Mes’ud-i Rumi, Hüseyin Efendi, Kadı Adud Metni, Şerh-i Hanefiyye ve haşiyesi Mjr Adab’ul-bahs sarf, nahiv ve mantıkla birlikte muhtasarat denilen dersleri Burada dikkati çeken husus iyi bir mantık eğitiminden sonra öğrencilerin tartışmaya hasredilmiş kitapların tetkikine geçmeleridir .Yukarıda da belirtildiği gibi, öğrenciler karşılıklı müzakere ve tartışma yapmak için bu ilmin okutulmasını beklemiyorlardı. Fakat diğer derslerde konulan iyice kavramak için yapa geldikleri tartışmayı bir ilim olarak herhangi bir disiplinin sınırlarına bağlı kalmaksızın genel bir açıdan inceliyorlardı. Osmanlı ulemasının ilimlerin sınıflandırılması ve içerikleri üzerine yazdıkları eserlere başvurduğumuzda farklı isimler altında eleştirel düşünme ve tartışmayla yakından ilgili pek çok ilimle karşılaşmaktayız. Bunlar arasında, adabu’l-bahs’in yanı sıra, ilm’un-nazar, ilmu’l-hilaf, ilm’ul-cedel ve ilmu’l­münazara sayılabilir. Bu konuda eser yazan Taşköprülüzade, Katip Çelebi ve Nevi’ Efendi gibi Osmanlı alimleri bu ilimlerin içerikleri hakkında bilgiler ermektedir . Taşköprülüzade aklı kavramları inceleyen alet ilimlerini iki kısma ayırır. İlk kısım bilgi elde etmede hatadan koruyan mantık ilmidir. Diğer kısma giren ilimler ise ders işlenişinde ve tartışmada hatalardan koruyan nazar, ders adabı, cedel ve hilaf ilimleridir. Nazar ilmi tartışmalarda kullanılan dili araştırır ve konusunu deliller ve delillerin nitelikleri oluşturur. Faydası tartışma melekesini geliştirmektir. Bu ilmin amacı doğruyu açık bir şekilde ortaya çıkarmaktır. Taşköprülüzade bu alanda yazılan muhtasar kitaplar arasında Kadı Adud’ud­Din’in Risalesi, tercümesi ve şerhlerini, Semerkandi’nin Risale’si, şerhleri ve haşiyelerini sayar. 7 Araştırma ve tartışmalarda yanlışlardan koruyan diğer bir ilim cedeldir. Taşköprülüzade’ye göre cedel aklı ilimlerin bir çeşididir, fakat aynı zamanda usul ilminin alt dalları arasında yer Cedel her hangi bir tezi ispatlama veya çürütme yollarını araştıran bir ilimdir. Cedel aynı zamanda nazar ilminin alt dallarından olup, hilaf ilmine kaynaklık eder. Taşköprülüzade’ye göre cedel ilmi netice itibariyle mantığın bir kısmı olan diyalektiğe dayanır; aralarındaki tek fark cedelin dini ilimlere has olmasıdır .Cedel kullandığı. öncüllerin bir kısmını nazar ilminden, bir kısmını hitabetten ve diğer bir kısmını ise günlük meselelerden alır . Aynı zamanda adabu’l-bahs olarak meşhur münazara ilminden de yardım almaktadır. Amacı ispatlama ve çürütme melekelerini geliştirmektir. Teorik ve pratik ilimlerde muhaliflerin karşıt delillerini reddetme ve şüpheleri giderme açısından oldukça Hem Taşköprülüzade’ye hem de Katip Çelebi ye göre cedel ilmine münazara ilmi demek mümkündür, çünkü her ikisi de aynı anlama gelmektedir. Fakat cedelin alanı münazaradan daha sınırlıdır. Zaten İbn Haldun’un Mukaddime’sindeki ifadeler de bunu desteklemektedir ”Cedel fıkhi ve diğer mezhepler arasında geçen münazara adabını bilmektir.” 10 Bazı alimler cedeli, insanı fıkıhtan uzaklaştırması, ömrü zayi etmesi vahşet ve düşmanlık doğurması sebebiyle yasaklamışlardır. Taşköprülüzade burada kastedilen cedelin vakit öldürmekten başka faydası olmayan tartışmalardan ibaret olduğunu söyler. Ona göre doğruyu ortaya çıkarmak hedeflendiği sürece, ayette zikredilen ”onlarla en güzel şekilde tartış” Nah1 125 emri gereğince, cedelde bir mahzur bu ilim zihinleri keskinleştirmek ve hafızayı güçlendirmek açısından oldukça Taşköprülüzade eserinde ilm-i marifet-i cedeli I-Kuran başlığıyla bir ilimden de bahsetmektedir, Kuran’ın her türlü akli ve işitmeye dayalı burhan ve delilleri içermesi sebebiyle, ondaki delillerin de araştırılması bu ilmin konusunu oluşturur. Fakat bu deliller kelamcıların metotları üzere olmayıp okuma yazma bilmeyen Arapların adetleri üzeredir. Kuran’ın genel halkı muhatap alması sebebiyle onda kapalı ifadeler , teknik terim ve deliller bulunmaz, çünkü bunlar halk tarafından Cedelle yakından ilgili diğer bir ilim ilmu’l-hilaftır. Taşköprülüzade’ye göre hilaf ilmi fıkıh mezhepleri arasındaki tartışmalı konuları inceler. Bu iki ilim arasındaki fark şudur cedel, hilaf ilmindeki delillerin içeriklerini araştırır , hilaf ise delillerin şekilleriyle Katip Çelebi de hilaf ilminin amacının şer’i delilleri ortaya koymak, şüpheleri gidermek ve kesin ispatlarla karşıt delilleri tenkit etmek olduğunu söylemektedir. Nev’i Efendi ise hilaf ilmini dindeki fikir ayrılıkları açısından ele almaktadır .Ona göre inançla ilgili konularda fikir ayrılıklarına düşmek uygun değildir, çünkü bu alandaki bilgi zanna dayalı olmayıp kesin bilgidir. İtikadi alanlarda doğru tektir; ameli alanda ise fikir ayrılıkları mümkündür, hatla bu alandaki fikir ayrılıkları İslam ümmeti için bir Nev’i Efendiye göre, ihtilaf düşünme ve düşünceyi zorlar; ihtilaf olmadığında zihin tembelleşir bu da dine zarar Hilaf ilmi kaynaklarını cedel ilminden alır. Nev’i Efendi bu bölümü cedelin amele mani olacağını ihtar eden bir kıta ile bitirir .16 Taşköprülüzade’den nakille Katip Çelebi Adabu’l-bahs’in iki tartışmacı arasındaki şartları araştırdığını söylemektedir. Amacı şüpheye mahal bırakmaksızın doğrunun ortaya çıkarılmasıdır. Adab akli ilimlerdendir ve usul ilminin alt dalları arasında yer alır. Bu ilme ilm al-münazara da denilmektedir. Tartışmacılar arasında sözün nasıl söyleneceğini araştırır ve konusunu, iddia sahibinin tezini ispatlarken kullandığı deliller oluşturur .Bu ilmin prensiplerinin doğruluğu kendinden bilinebilir ve amacı hatadan korunmak, doğruyu ortaya çıkarmak için tartışma melekesini sağlamaktır. 17 Katip Çelebi İbn Sadreddin’den yaptığı bir alıntıda adab ilminin bütün ilimlere hizmet ettiğini çünkü amacının doğruyu ortaya çıkarmak ve hasmı ilzam etmek üzere bir konuyu her iki taraftan da incelemek olduğunu söyler. Zaman içinde fikir ve bakış açılarının birikimi, zihin ve mizaçların farklılaşması sebebiyle ilmi konular çoğalır. Dolayısıyla görüş ayrılıklarını, ve bu ayrılıkların ifade ediliş şekillerini kabul ve ret açısından inceleyen bir ilme ihtiyaç vardır Kabul ve reddin kurallarını araştıran bu ilim, Osmanlı medreselerinde tartışma ve eleştirel düşünmeyi konu edinen veya dolaylı olarak içeren dersler hiç de küçümsenecek bir bölüm teşkil etmez. Bu ilimlerin muhtevalarının ve birbirleriyle olan ilişkilerinin daha ayrıntılı bir biçimde incelenmesi ve ortaya konması gerekmektedir. Biz burada sadece bu ilimlere işaret etmekle yetindik. Görüldüğü gibi Osmanlı medreselerinde okutulan dersleri ve derslerin işleniş şekillerini sadece ezbere dayalı olarak değerlendirmek doğru değildir. Şimdi bu ilimlerden tartışmayı ve eleştirel incelemeyi konu edinen adab’ul-bahs ve’l-münazaranın içeriğine kısaca değinelim. ADAB KİTAPLARINDA İŞLENEN KONULAR Osmanlı döneminde adab üzerine yazılan onlarca eseri, şerh ve haşiyeleriyle birlikte içerik açısından burada değerlendirebilmek imkansızdır Bu yüzden son dönem Osmanlı alimlerinden Ahmed Cevdet Paşa’nın Adab-ı sedad adlı eserinden hareketle bu derste okutulan bazı konulara değineceğiz. Ahmed Cevdet Paşa tartışmaları düzenleyen ve bu konudaki kuralları araştıran ilmin ilmi adab-ı bahs veya ilm-i münazara olduğunu söyler. Bu ilim bir tezin nasıl doğru bir şekilde savunulacağı öğretir ve tartışmacılar bu ilmin kuralları sayesinde tartışmalarda hatalardan korunur. Ayrıca tartışına ilmi diğer İslami ilimlere bir giriş özelliği taşır .Bu ilmi çalışmayan kimse felsefe, kelam ve hukuk metodolojisi ilimlerini gereği gibi Adab ilminde tartışmalar bir soru soran sa il ve bir cevap veren mucib olmak üzere iki kişi arasında geçen karşılıklı konuşmaya dayalı bir çerçevede incelenir. Tartışmada sorular öğrenmek maksadıyla sorulmaz, dolayısıyla bu türden sorular adab ilminin sınırları dışında kalır. Tartışmacının sorusu bir itiraza dayalıdır ve ”hasmanedir”.20 Adab ilmi bir takım ilkelerden hareketle tartışmayı düzenler ve bu ilkelerin ilki her tezin bir delilinin olması gerektiğidir "Delilsiz dava tahakkümdür. Tahakküm ise mesmu’ değildir .” 21 Dolayısıyla her teze delil istenir Yalnız herkes tarafından bilinen ve doğruluğu kabul edilen bedihi konular bu ilkeye istisna teşkil eder Mesela bir önermenin hem doğru hem yanlış olamayacağı Her tezin ispatlanması için bir delile ihtiyacı olduğu gibi, bir delil olmaksızın bir tezi veya davayı reddetmek de mümkün değildir ve mükabere adı altında yasaklanmıştır. Mükabere, tartışmalarda doğruyu bulmaya yardımcı olmayan sözlerdir .Akla dayalı ilimlerde ortaya konan ilke veya aksiyomlar evveliyyat, doğuştan herkesin kabul ettiği bilgiler fıtrıyyat ve yine herkes tarafından kabul edilen tecrübeye dayalı bilgiler için de tartışmada delil getirmek gerekmez. Bu konulara delil istemek veya karşı çıkmak, Mesela güneşin doğuşunu veya İstanbul diye bir şehrin varolduğunu inkar etmek anlamsızdır. Hatta içsel duyum müşahede, sezgi, ve geniş kesimler tarafından kabul edilen tarihi bilgiler de bu kısma dahildir. 23 Tartışmalarda ortak referans alanı mantıktır. Mantık kurallarına uymayan deliller veya tezler kabul edilemez. Delillerde ilk aranan husus kıyasın şekli şartlarına uygunluktur. Buradaki şekilden kasıt klasik mantık kitaplarında belirtilmiş gerek kategorik mantığın, gerekse şartlı önermelerden oluşan kıyasların şekilleridir. Tartışmalarda diğer bir referans alanı tartışmacıların bağlı bulundukları inanç ve düşünce sistemleridir. Mesela bir kelamcının evrenin sonradan yaratıldığına karşı çıkması veya bir felsefecinin evrenin yaratılmamış olduğunu inkar etmesi de tartışmada kabul Düşünme hataları olarak değerlendirebileceğimiz bazı konular adab kitaplarında sistematik olarak bir başlık altında işlenmemiş fakat bölümler arasından serpiştirilmiştir. Bunların en önemlileri arasında, sonucun öncüllerin bir parçası olarak kabul edilmesi gelir. Tartışmada böyle bir hareketin yasaklanmasının sebebi, kısır döngüleri doğurmasıdır. Örnek olarak ”Alem ezelidir , çünkü sonradan yaratılmamıştır” şeklindeki argüman verilebilir .25 Aslında kısır döngüler bizatihi düşünme yanlışı olarak kabul edilmez. Mesela baba kavramı çocuk kavramını gerektirdiği gibi çocuk kavramı da baba kavramını gerektirir. Dolayısıyla baba’ ve çocuk’ döngüsel olarak birbirlerini gerektirirler ve bir düşünme hatası içermezler Her babanın bir çocuğu vardır çünkü her çocuğun bir babası vardır. Kısır döngünün yanı zincirleme sonsuza götüren deliller de şekil yönüyle değil, içerik yönüyle tenkit edilirler. Sebeplerin sonsuza kadar gitmesi felsefeciler ve kelamcılar tarafından kabul edilemez fakat sayılar için bu anlamda bir sınır koymak mümkün değildir. Bir tartışmada karşı tarafa yönelik üç ayrı yöntem takip edilebilir. Bunlar sırasıyla, engelleme men’, nakz ve muarazadır. Bir davaya delil getiren kimseye bu delil kabul edilemez diye yapılan itiraza engelleme’ denir. Engelleme belirli öncüllere delil veya açıklama istemektir. Bu, öncülü ”kabul etmeyiz” diyerek kısaca yapılabileceği gibi, niye delil veya açıklama istendiği de soruda belirtilebilir. Eğer soruda böyle bir belirleme varsa bu senetli engelleme olarak adlandırılır. Senedin kapsamı engellenenin kapsamına ya eşit ya da ondan daha dar olmalıdır. Eğer daha geniş olursa faydası olmaz. 16 Ayrıca engellemeyi yapan kimsenin şahit veya delil getirme yükümlülüğü Tartışmada takip edilen ikinci yöntem nakzdır. Eğer soruyu soran kimse öne sürülen delilin batıl olduğunu başka bir delille ispatlarsa bu itiraza nakz denir .Bir delilin iptali için getirilen delil iki kısma ayrılır 1 Karşı tarafın delilinin onun tezini desteklemediğini gösteren bir delil, 2 Karşı tarafın delilleri arasında bir çelişki, döngüsellik veya delillerin zincirleme sonsuza gitmesi gibi hataları içerdiğini gösteren bir delil. Fakat yukarıda da geçtiği gibi her döngüsel ve sonsuza götüren delil geçersiz Tartışmalarda kullanılan üçüncü yöntem muarazadır. Eğer itiraz delile değil de tezin kendisine olursa, yani bir delille tezin yanlışlığı ispatlanırsa buna muaraza Muaraza üç şekilde gerçekleşir 1 Bir teze karşı çıkanın getirdiği delil, savunanın deliliyle şekil ve içerik itibariyle aynı olabilir; Mesela ahirette Allah’ın görülüp görülemeyeceği konusunda, Ehl-i Sünnet, Mutezile’yle aynı ayetleri zıt tezlerine delil olarak kullanırlar. ”Gözler onu idrak ihata edemez; O gözleri idrak ihata eder.” En’am, 103 2 Tarafların getirdiği deliller şekil itibariyle farklı fakat içerik itibariyle aynı olabilir; Mesela felsefecilerin “Alem her şey halde alem kadimdir” deliline karşı kelamcılar, “Alem değişkendir. Hiçbir değişken kadim kadim değildir” şeklinde karşılık verdiklerinde, her iki tarafın delilleri şeklen aynı fakat içerik itibariyle farklıdır .3 Son olarak tarafların delilleri şekil itibariyle aynı, içerik itibariyle farklı olabilir. Felsefecilerin yukarıdaki deliline kelamcılar “Alem değişkendir. Hiçbir kadim değişken değildir. Alem kadim değildir” diye karşılık verdiklerinde iki delilin şekilleri farklı fakat içerikleri aynı olduğu için bu gruba Sıralamada en güçlü muarazadır, daha sonra nakz ve en son olarak engelleme gelir .Engelleme itirazın en zayıfı fakat en eminidir .Diğer yöntemlere göre doğruyu ortaya çıkarmada daha faydalıdır. Taraflar engelleme, nakz ve muaraza arasında en uygun olanını kullanırlar. Engellemenin yeterli olduğu yerde diğerlerine başvurmak tehlikeli Engelleme surlar içinde savaşmak gibidir. Nakz ve muaraza ise açık alanda düşmanın üzerine hücum etmeye benzer. Engelleme bir tezin veya delilin yanlış değil kapalı olduğunu gösterir Bir delili nakzetmek o delilin yanlış olduğunu gösterir fakat bir delilin yanlış olması tezin yanlış olmasını gerektirmez. Başka bir ifadeyle ”delilin butlanından davanın butlanı lazım gelmez.”32 Tez delilden daha genel olabilir ve başka bir delil onu ispatlayabilir. Sorgulayan kimsenin karşı tarafı susturmasına ifham tersine ilzam denir. İlzam ifhamdan daha güçlüdür çünkü engellemek kolaydır fakat İspatlamak Adab kitapları mantık merkezli tartışma metodunu genelde ahlaki olarak nitelendirebileceğimiz bir takım kurallarla bitirirler. Bu kuralları yaklaşık on başlıkta toplamak mümkündür­ 1 Söz uzatılmamalıdır, 2 Söz manasını eksik bırakacak derecede de kısa tutulmamalıdır, 3 Tartışmada kapalı ve yabancı lafızlardan kaçınılmalıdır , 4 Karşı tarafın sözünü anlamadan müdahale etmemelidir, 5 Konu dışı söz edilmemelidir, 6 Gülmek, sesi yükseltmek gibi taşkınlıklardan kaçınılmalıdır , 7 Karşı tarafı küçük düşürücü söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır, Karşı tarafın sözünü kesmemelidir, 9 Tartışma meclisini yönetenler tartışmanın düzenli bir şekilde geçmesini temin etmelidirler,10 Tartışma adabı ve kurallarını bilmeyen kimselerle tartışmamalıdır. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Medreselerde okutulan adab derslerinin temel hedefleri arasında öğrenciyi araştırma ve tartışma tekniklerine alıştırma, mantığın teorik konularının temel İslami ilimlere nasıl uygulanacağını gösterme vardır. Bu sebeple adab ilmine uygulamalı mantık veya yabancı literatürdeki karşılığıyla “informel” mantık da denilebilir. Adabla ilgili eserlerde işlenen konular arasında mantık hataları, kısır döngü, teselsül, konuyla ilgisizlik, delilin tanımı, itirazın çeşitleri, delil ile tez arasındaki ilişki, tanımla ilgili sorunlar, şartlı önermeler ve çeşitleri ve tartışmada uyulması gerek kuralların bulunduğunu gördük. Bu konular bir yönüyle mantık felsefesini ilgilendirir. Medreselerde klasik dönemde okutulan tartışma metoduyla ilgili eserlerin incelenmesi Osmanlı bilim tarihinde mantık felsefesiyle ilgili gelişmelere de kısmen ışık tutacaktır. Tanzimat döneminde tartışma metoduyla ilgili yazılan eserlerin çoğu Türkçe kaleme alınmıştır. Ahmed Cevdet Paşanın Adab-ı Sedadı ve Ali Rıza Ardahani’nin Mi’yar el-Münazara’sı bu eserler arasındadır. Bunda Tanzimat’tan itibaren Türkçe’nin bir ilim dili olarak yaygınlaşmasının rolü vardır Bu dönemde yazılan eserlerinde göze çarpan diğer bir husus verilen örneklerin bir kısmının günlük hayattan olmasıdır. Avrupa toplumunun çalışkanlığı, kaşık kullanmanın veya iç çamaşır giymenin bidat olup olmadığı gibi sosyal ve dini içerikli örnekler,teoriyle pratik arasında bir bağ kurmaya yönelik çabalar olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak İslam geleneğindeki tartışma teorisi Osmanlı medrese eğitim sisteminde olgunlaşarak eğitimde önemli bir rol oynamış ve eleştirel düşünce ezber ve tekrara rağmen varlığını sürdürmüştür. YazarHadi ADANALI Osmanlı medreseleri, asırlarca memur, din adamı ve hukukçu yetiştirdi. 1924 yılında kapatılana kadar, ilim hayatına hizmet etmiş müesseseler olarak tarihe geçtiler. Osmanlılar, Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurduğu Nizamiye Medreseleri'ni numune alarak medreseler kurdu. İlk Osmanlı medresesi, İznik'in fethini müteakip 1330 senesinde Orhan Gâzi'nin vakfı olarak kuruldu. Sonra fethedilen her şehirde benzeri vakıf medreseler açıldı. İstanbul'un fethinden sonra Sultan Fâtih burada kendi adını taşıyan medresesini yaptırdı. Bununla Osmanlı medreseleri kemâlini buldu. Sonraki padişahlar tarafından yaptırılan medreselerde hep Fâtih medresesi örnek ve esas alındı. Sultan II. Bayezid ve Kanunî Sultan Süleyman'ın kendi adlarını taşıyan medreseleri ile de, tedrisat sistemi en son şeklini kazandı. Bu medreseler, ulemâ-i rüsûm adı verilen bir âlim tipi meydana getirdi. Bu medreselerde okumuş ve ilmî ehliyetleri medresenin hey'et-i tedrisiyesi öğretim üyeleri tarafından icâzetnâme diploma ile tasdik olunmuş bu âlimler; kâdılık, müftülük, nakîblik, vezîrlik, kâtiblik gibi resmî vazifelerde öncelikle istihdam edildiler. Enderun mektebinden evvel Osmanlı ricâli umumiyetle medrese çıkışlıydı. Bunlar ya hazineden yahud vakıftan maaş alırlardı. Zengin vakfı olan medreselere, fazla maaş verir; kaliteli hocalar istihdam ederdi. 1924 yılında medreseler kapatılana kadar, ilim hayatına hizmet etmiş müesseseler olarak tarihe geçtiler. Bozdoğan Medresesinde açık hava dersi Fatih'in yaptırdığı ve 1930'larda yıkılan Ayasofya Medresesi FATİH'İN TASNİFİ Fâtih Medreseleri yapılınca, ülkedeki medreseler, müderrislerin yevmiyesine göre yirmili Hâşiye-i Tecrid, otuzlu Miftâh, kırklı Telvîh, ellili hâric ve dâhil olmak üzere tasnife tâbi tutuldu. İstanbul medreselerinde tedrisat şu safhalarda görülür Sıbyan mektebinden sonra yirmili, otuzlu ve kırklı medreselerde veya hususî hocalarda muhtasarât denilen başlangıç derslerini gören talebe hâric medreselerine gelir. İbtidâ-ı Hâric ve Hareket-i Hâric olmak üzere iki kısma ayrılan bu medreseler, ortamektep seviyesindedir ve taşralarda da vardır. Sonra lise seviyesindeki dâhil medreseleri gelir. Bunlar da İbtidâ-ı Dâhil ve Hareket-i Dâhil olmak üzere iki kısımdır. İstanbul'da ve taşralarda bulunur. Dâhili bitiren talebe, isterse imamlık veya ilkmektep muallimliği yapabilir; yahud da adliyeye intisab edip staj ve imtihandan sonra kâdı nâibi olabilir. Eğer tahsiline devam etmek istiyorsa, Fâtih Külliyesi'ndeki Mûsıla-ı Sahn Tetimme Medresesi'ne devam eder. Bunlar yüksek tahsile talebe hazırlayan bakalorya seviyesindeki hazırlık mektepleridir. Sonra yine Fâtih Külliyesi'ndeki Sahn-ı Semân Medâris-i Semâniyye gelir. O devir dünyasındaki umumî anlayış ve teâmüle uygun olarak hukuk, hikmet, edebiyat ve ilahiyat fakültesi olarak faaliyet gösteren bu medreseyi bitirip icâzet alanlar, mülâzım stajyer olarak yevmiyeyle adliyeye intisab edebilir. Tahsiline devam etmek ve yüksek mevkilere gelmek isteyen talebe, Sultan II. Bayezid'in yaptırdığı Altmışlı Medresesi'ne; burayı da bitirdikten sonra Kanunî Sultan Süleyman'ın kurduğu ve Süleymâniye Medreseleri'ne devam edilebilir. Süleymâniye Medreseleri'nin en üst basamağında Dârülhadîs bulunur. Burası, lisansüstü tahsil veren bir müessesedir. Süleymâniye Medreseleri aynı zamanda ordunun tabib, cerrah, mühendis ihtiyacını karşılamak için kurulmuş yüksek fen fakülteleridir. Dâhili bitiren talebe isterse Fâtih, isterse Süleymâniye'nin ilk kısmına gider. XV ve XVI. asırlarda Osmanlı ülkesinde yirmili medreselerden 32, otuzlulardan 22, kırklılardan 29, ellililerden 147, altmışlılardan 18, bunun dışındakilerden 72 tane, ayrıca 20 dârülhadîs, 15 dârülkurrâ ve 7 dârüşşifâ vardı. Bolvadin Medresesi Müderrisleri VAKIF VE MEDRESE Medreseler vakıftır, mütevelli tarafından idare edilir. Külliye şeklinde, yani hamam, dârüşşifâ, imâret, câmi ve medrese bir arada yaptırılır. Medreselerde, eyvân denilen anfi veya konferans salonu ve dershaneler, müderrislerin odaları ve lojmanları, ibâdet için mescid, kütüphane, şifâhâne revir, talebenin kalması için odalar yurt, hamam ve yemekhane bulunur. Talebeler külliyedeki odalarda yatıp kalkar; imâretten yemek yer; ayrıca medrese vakfından yevmiye burs alır. Kıdemli ve çömez talebe aynı odada kalır; çömez, kıdemlinin hizmetini görür, yemeğini getirir, çamaşırını yıkar; o da çömezin derslerinde yardımcı olur. Talebelere medresenin seviyesine göre suhte softa veya dânişmend, hocalarına sırasıyla müderris, muallim ve muîd denir. Umumiyetle her medresenin en az bir müderrisi vardır. Maaşlarını, hususî şahıslar tarafından bu iş için kurulmuş vakıftan alırlar. Müderrisi tayin, terfi ve şartları varsa azil salâhiyeti vakıf mütevellisine aittir. Fâtih Medreseleri'ndeki müderrisleri kazaskerler tayin eder. Süleymâniye Medreseleri'nde müderrislik yapma hakkını kazananlar, mevleviyet rütbesindeki yüksek kadılıklara da hak kazanır. Demek ki yüksek kâdılıklar için hukuk profesörlüğü yapmış olmak şarttır. Gazanfer Ağa Medresesi SINIF DEĞİL, DERS Medreselere, ilk mektebi bitiren veya burada verilen dersleri kendi imkânlarıyla öğrenen talebelerden zekî ve istidâdlı olanlar alınır. Tahsil müddetince kabiliyetlerine göre yönlendirilir. Medrese tahsili uzun sürer; ara sınıflardan çıkanlar, derecelerine göre bir vazife alabilirler. Talebe sınıf değil, ders geçer. Dersler de kitaplara göre tayin olunur. Medreselerde günde dört-beş ders okunur; her halkaya takriben 20 talebe iştirak eder. Umumiyetle her ders için ayrı müderris ders verir. Müderris, dersi umumiyetle kendi hazırladığı veya meşhur bir metne dayanarak anlatır; talebe de metni yazar. Müderris sonra metni izah eder; talebenin suallerine cevap verir. Talebe, bunları da metnin kenarına kaydeder; metni ezberler; sonra sınıfta tekrar eder. Müderris, bazen metni talebeye okutur; talebenin izahını dinler; gerekirse düzeltir. Muallim ve muîdler doçent ve asistanlar, talebeyi derse hazırlar. Anlattıklarını dinler. Hocanın verdiği dersi ona tekrar eder. Talebe evvela âlet ilimleri denilen, sarf morfoloji, nahv sentaks, belâgat beyan, bedi' ve meâni, iştikak, lügat, inşâ, kitâbet, hitâbet, mantık gibi dersler okur; sonra tefsîr, hadîs, kelâm ve fıkıh ilimlerine dair metinleri okumaya geçer. KOLTUK DERSLERİ Altmışlı'dan itibaren koltuk yardımcı dersleri veya cüz'iyyat da denilen tarih, coğrafya, hendese geometri, hesab aritmetik, heyet astronomi, tıb, hikmet-i tabiiyye fizik gibi dersler de okutulurdu. Bu medreselerin her birinde tahsil müddeti çeşitli devirlere göre üç aydan iki yıla kadar sürer. Böylece çalışkan bir talebe yirmiliden üç sene zarfında Fatih medresesine gelebilirdi. Sultan Kanunî devrinde bu müddet beşe çıkarıldı. 20-25 yaşında medrese tahsili biter. Medreselerde dersler talebenin koltuk dersleri alması, kitap ve ders notunu kopya etmesi ve hususî hizmetini görmesi için haftada iki gün umumiyetle Salı ve Cuma, ayrıca Ramazan ayında ve bayramlarda tatil edilirdi. Bire bir tedrisat da çok rastlanan bir usuldür. Burada bir talebe bir müderrisin yanından hiç ayrılmaksızın bazı metinler okur. Sualler sorar. Müderrisin câmi vaazlarını dinler. Hocasına dersi takrir eder. Böylece yeni derse geçilir. Lüzumlu kitapların okunması bittikten sonra müderris bu talebeyi imtihan eder veya bir müderrisler heyeti tarafından imtihan yapıldıktan sonra talebe muvaffak olursa icâzetnâme alır. Bu, hocasından gördüğü şekilde talebe okutabilme ve kitap yazabilme izni demektir. Türkiye Gazetesi Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci Aşağıda medreselerin Osmanlı eğitim sistemine katkıları neler olmuştur kısaca olarak ele alacağız. Medreseler, devletler tarihinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü sosyal bilimler ve fen bilimleri hem toplumların hem de devletlerin gelişmesi için gereklidir. Bilimin yuvası da medreseler olmuştur. Büyük Selçuklu Devleti’nden miras kalan medrese sistemi, Osmanlı Devleti’nde de devam ettirilmiştir. Medreseler, Osmanlı eğitim sistemine katkı sağlamıştır. Medreselerin Osmanlı eğitim sistemine katkıları, sosyal bilimler ve fen bilimleri alanında gelişmelerin yaşanmasıyla bilim insanlarının yetişmesi, devlet adamlarının yetişmesi, ülkenin kalkınması ve gelecek nesillerin teminat altında olması şeklinde gerçekleşmiştir. Osmanlı medreseleri, cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte laik bir düzen için yapılan inkılaplar nedeniyle feshedilmiştir. Modern ve çağdaş okulların kurulması söz konusu olmuştur.

osmanlı medreselerinde eğitim veren kişi